12 Eylül 2014 Cuma

Kompost Yığınınıza Sokmamanız Gereken 12 Artık






Kompost, Permakültür bahçeciliğiyle uğraşanların en esaslı olarak kullandığı araçtır. Evden ve bahçeden alınan atıklarda bulunan, toprak için son derece zengin besleyici materyalleri tekrar toprağa kazandırır. Esas olarak kompost; Organik maddelerin enzimler ve mikroorganizmalar aracılığıyla yıkımı olayıdır. Çürüme sonucu ortaya çıkan bu ürünleri toprağa katarak kompost ürününü bitkiler ve toprak organizmaları için kullanılabilir hale getirmiş oluruz. Kompost yığınına katabileceğiniz birçok farklı şey vardır. Sebze ve meyve artıkları, budama artıkları,Yaprak, ağaç döküntüleri, kesilmiş çim parçaları ve hatta ölü hayvanları da bu kategoriye koyabiliriz.



 Kahve ve Çay Poşetleri

Dövülmüş kahve ve çay demi aslında permakültürde önemli bir yere sahiptir. Kompost yığınları için oldukça faydalı katkılardır. Bol miktarda fosfor ve potasyum içerirler - bitkilerdeki iki esas element olan- ayrıca solucan gübresi üretimi içinde çok faydalı bir katkıdır. Fakat dikkat edilmesi gereken husus bu artıkların 'poşetsiz' olarak yığınlara katılmasıdır. Bu poşetlerin içeriklerinde toprağınıza bulaştırmak istemediğiniz kimyasallar bulunuyor olabilir.



Limon Kabuğu ve Soğanlar

Sebze ve meyve artıkları kompost yığınındaki esas girdilerimizden olmasına rağmen iki tane istisnadan bahsetmekte fayda var: Limon kabuğu ve soğanlar. Bu girdiler kompost içerisindeki asiditeyi artırarak solucanların ve diğer organizmaların ölmesine sebebiyet verebilir, çürümenin randımanını düşürebilir.


Köpek ve Kedi Dışkısı


Bir çok tür dışkının kompost yığınlarına muazzam katkısı olduğu biliniyor. At, inek ve tavuk atıkları örneğin toprak için faydalı besin kaynağı ve organik maddedir. Fakat kedi ve köpek atıkları tavsiye edilmez, çünkü atıklarında bulunan parazitleri yiyeceğiniz bitkilere bulaştırmak istemezsiniz.  Aynı durum insan atıkları içinde geçerlidir. Eğer bu atık ürünleri kullanmak isterseniz bunları organik yığınınızdan ayırıp sadece yenmeyecek mahsülleri üretmek için kullanabilirsiniz.



Et ve Balık 


Et ve balık ürünlerini kompost yığınınıza koymamanızı tavsiye ederim. Bunun sebebi içeriklerinde bulunan zararlı elementler veya mikroorganizma aktivitesini azaltan etkiler değil fakat varlıkları civarda bulunan haşareleri  'mıknatıs' gibi kompost yığınına çekecektir. Ve bu haşereler Kompostta bulunan değerli artıklarımızı yağmalarlar.  Sıçanlar, fare ve tilkiler de bir lokma yiyecek için yığınımıza geleceklerdir. Ayrıca aynı amaçla gelecek evcil kedi ve köpekleri de hesaba katalım.


Kuşe Kağıt Dergiler


Bütün kağıt ürünlerini kompost yığınlarına katmak kulağa hoş gelen bir teklif olabilir. Zaten hepsi ağaçlardan geliyor, öyle değiller mi? Ayrıca gazete kağıdı kompost ve malç yaparken de çok kullanılan bir malzeme. Fakat inorganik içeriklerle işlenmiş kağıtlar kompost yığınları için uygun değildir. Kuşe kağıda dergiler örneğin zararlı mürekkepleri sayfalarında bulundururlar.




Plastikler

Çoğu tür plastik ürünler biyolojik olarak çürümezler. Sadece bu sebepten dolayı kompost yığınlarından uzak tutmak değil tüm hayatımızda kullanımını minimize etmemiz gereken bir malzemedir petrol türevi ürünler. Plastik atıklar gezegenimizde devasal alanlar kaplayan çöplüklerin ana sebebidir. Ayrıca Okyanustaki canlı yaşamı içinde çok ciddi bir yaşam tehdididir. Denizlerde sürüklenen plastik atıklar güneş ışığı altında parçalanmakta ve küçük toksik parçacıklar balıkların ve kabuklu hayvanların midelerine girmektedir, ve potansiyel olarak buradan insan besin zincirine katılırlar.




Meyve Etiketleri


Meyvelerin üzerinde bulunan yapışkan etiketler kompost yığınlarına en çok giren plastik içerikli materyallerdir. Bu etiketleri meyvelerinizi mutfağınıza getirdikten sonra direk ayırmakta fayda vardır. Böylelikle bunun gözünüzden kaçmasını engellemiş olursunuz.

Kömür Külü

Kömür ateşinden arta kalan küller kompost yığınından uzak tutulmalıdır. Bu atıklar aşırı derecede sülfüriktir. Bütün canlı formları gibi bitkilerde sağlıklı hücreler ve protein yapımı için biraz sülfüre ihtiyaç duyar. Lakin topraktaki aşırı miktardaki sülfür toprakta tuz oluşumlarına sebep olur, bu da bitkileri öldürebilir.

İşlenmiş Odunların Talaşı

İşlenmemiş, doğal ahşaplar kompostta faydalı bir katkı olabilir( eğer topraktaki potasyum seviyesini yükseltmek istiyorsanız bilhassa verimlidir), eğer ahşap vernikli,işlenmiş veya boyalıysa bu talaşları kompost yığınına eklemekten kaçınmanız gerekir. Bu inorganik bileşikler kompost sürecinde parçalanamayacaktır ve mikroorganizma faaliyetlerini olumsuz etkileyecektir. Ve kompost içerisinde değişmeden kalacak bu inorganik malzemeler kompostunuzun oluşum süresini geciktirecektir.

Suni Gübre

Bütün iyi permakültürcülerin bildiği gibi toprağı en iyi besleyen şey doğayla uyum içerisinde çözünen organik gübrelerdir. Yapay gübreler ise içerisindeki bir çok inorganik elementi ekosisteme sokarlar. Doğal gübrelerle besleyebilme imkanı varken besin miktarını artırma cazibesine kapılıp komposta yapay gübre katmaktan kaçınılmalıdır. Doğal yollarla sağlanmamış bir besin maddesi tanımı görürsek eğer bunun anlamı ekosistemin doğal süreçleriyle uyumlanmamış bir süreçten bahsedildiğidir. Suni gübrelerdeki ağır metaller gibi bileşikler kaçınılmaz olarak toprak altı su tabakasına eriyerek inecektir. Bu esnada diğer bileşiklerde toprağın kimyasal dengesini bozabilir, tuzluluğu, buharlaşmayı ve toprak yapısında bozunmayı artırabilir. Doğanın dengesini bozmamak için doğal besleyicilerle kompost yığınını beslemek konusunda dirayet göstermeniz gerekir.

Teneke Kutular ve Metal Objeler

Bu objeler en basitinden bozulmak için çok uzun yıllara ihtiyaç duyarlar ve kompostunuzu yıllarca beklemek istememekte en doğal hakkınızdır.

Büyük Dallar

Bahçe atıkları en birincil kompost materyallerinden biridir. Fakat bu atıkların ufak parçalar halinde olup olmadığına dikkat etmek gerekir. Büyük parçaların çürümesi çok yavaş olur. Belki biraz daha zaman ve efor harcayarak bu büyük dalları kompostunuza katmak için ufalayabilirsiniz. Bunun karşılığında zengin, değerli bir kompost ürününü kısa zamanda elde edersiniz.






















22 Mayıs 2014 Perşembe

Bahçenize Asla Dikmemeniz Gereken Sık Kullanılan 9 Ağaç


1 - Acer saccharinum (Gümüşi akcaağaç)








Büyük, hızlı büyüyen, hafif gölgeli bir ağaçtır. Geniş bir yayılım alanına sahip bu ağaç maalesef hızlı büyümesinden dolayı zayıf bir yapıya sahiptir. Kırılgan dalları şiddetli fırtınalar esnasında kırılabilir. Yüzeysel kök sistemi kanalizasyon borularını ve drenaj hatlarını ele geçirir ve araç-yaya yollarını kırmak gibi kötü bir şöhreti vardır.


2 - Fraxinus (Dişbudak ağacı)





 Birçok varyetesi bulunan dayanıklı ve güçlü bir ağaçtır. Sağlam odunundan ötürü bir çok dayanıklı ahşap malzeme üretiminde tercih edilen bir ağaçtır. Fakat bu saygıdeğer ağaç 'Agrilus planipennis' türü böcekleri kendine çektiği için uzun vadede bahçeniz için tehlikeli bir tür olabilir.

3 - Populus tremula (Titrek Kavak)





 Kavaklar kuzey yarımkürede ve yüksek kesimler orjinli ağaçlardır. Beyaz gövdeleri ve kibarca titreşen yaprakları cezbedicidir. Fakat kök sistemleri sinsice ilerler. Birçok kişi kavak diktikten sonra bu durumu farkedip amansızca bu ağaçlardan kurtulmaya çalışırlar. Fakat bu ağaç bir kere dikildimi savaş başlamıştır. Şuan dünyada yaşayan en büyük organizma 'Pando' olarak adlandırılan Colorado'daki bu türe ait kavak topluluğudur. Tek bir Kavak ağacının kök sisteminden oluşmuş bir organizmadır. 6,600 ton biyolojik kütlesi vardır ve tahmin edilen yaşı 80.000'dir. Eğer bahçenizde bu türden bir ağaç diktiyseniz sökmeniz için geç sayılmaz.


4 - Populus hybrids (Hibrid Kavaklar)



































 Hibrid Kavaklar, 2 veya daha çok kavağın birbiriyle çarpazlanması sonucu oluşmuştur. Hızlı büyüyen yapısıyla bahcenizde gözüken güzel bir ağac olabilir. Lakin Hibrid Kavaklar hastalıklara açıktır. Bahçenize davetsiz konukları getirebilir. Bu şüpheli durumu dikkate almanız gerekir. 15 yıldan fazla sağlıklı yaşamlarını sürdüremez çoğu. Resimde gördüğünüz kavakta ağacın hastalıktan muzdarip halini temsil etmektedir.

5 - Salix (Söğüt)

























 Baş aşağı sarkana ince, uzun yaprakları ve dallarıyla Rapunzel'in saçlarını andıran bir ağaçtır söğüt. En kolay tanınan ağaçlardan biridir. Fakat söğüt ağacı asabi, suyu arayan kök sistemine sahiptir. Bu yüzden drenaj borularına, kanalizasyon sistemi ve sulama borularını işgal eder. Odunu zayıftır ve gövdesi, dalları kırılmaya çok açıktır. Ayrıca kısa ömürlü ağaçlardandır, ortalama 30 sene yaşarlar.

6 - Eucalyptus (Ökaliptus ağacı)



 Avusturalya orjinli bu ağaç, hızlı büyümesiyle meşhurdur. Bazı türleri yılda 3 metreye kadar uzayabilir. Bu cezbedici kısımlarına rağmen, Okaliptusların aniden kırılan büyük, ağır ve reçine dolu dalları vardır, ayrıca yüzeysel kök yapar ve istilacı bir türdür. bu gibi kötü şöhret kazandıran özelliklerinden dolayı tercih edilmemeli. Avusturalya da bazı bölgelerde kampçılara bu ağaçların altına çadır kurmamaları konusunda uyarılar vardır. Ayrıca gösterişli gövde kabuğu yıldan yıla dökülmektedir ve bahçe bakımınıza eklemeniz gerekecek bir efor oluşturur.

7 - Morus ( Dut ağacı)



 Geniş, Yüzeysel Yapar Kok. Polenleri rahatsiz edicidir ve yapiskan, böcekleri çeken özellikte meyvalari vardir. Altinda yarattigi Yoğun gölge alanlar çimlerin gelişmesini engeller. Eğer bir ipek böceği iseniz, bu ağacı sevmek için çok sebebiniz olabilir. İpek böceklerinin ana besin kaynağı bu ağaçlardır. Eğer bir ipek üreticisi iseniz bu bitki tam size göre, eğer değilseniz bahçeniz için diğer ağaçlara bakmakta fayda var.

8 - Juglans nigra  (Adi Ceviz ağacı)




 Kuzey Amerika'ya özgü, bu tanınmış gölge ağacı kaliteli odun kaynağı olarak bilinir. Polen üretir ve çok  lezzetli meyveler verir.Güz geldiğinde temizlemeniz gerekecek bir çok meyve, kalıntı bırakır bu çürüntülere gelecek bir çok hayvanda cabası. Asıl bizi ilgilendirense bu ağacın etrafına yaydığı diğer bitkilerin gelişmesini engelleyen toksinler, bahçeniz için sıkıntı vericidir, özellikle bitki yatakları ve sebze bahçeleriniz için.

9 - Cupressocyparis leylandii (Leylandi Servisi)



 Bu hızlı büyüyen herdem yeşil ağacımız kısa sürede yarattığı yaşayan mahrem alan özelliğiyle sevilir. Fakat sağlıklı tutabilmek için sürekli bakım ve budama ihtiyacı ister. Ve hızlı büyümesinden kaynaklı sığ kök oluşturma eğilimi gösterir, bu da fırtınalı havalarda bu ağaçların devrilmesiyle sonuçlanabilir. Ağacın merkezinde biriken kurumuş yaprakları ve dal parçaları tutuşmaya müsait bir ortam yaratır. 

Orj. Metin




6 Mart 2014 Perşembe

Baharda Toprak Testi


  Bahçenizde toprağın uygun pH ve azot, fosfor ve potasyum miktarında olduğundan emin olduğunuzda kaliteli ve çok mahsül almanız garantidir.

Organik bahçecilikte başarı şartlarından biri de sağlıklı toprağa sahip olmaktır. Toprağınıza yoğun miktarda organik madde eklemek onu yaşam açısından diri tutar.Fakat aynı zamanda besinlerin dengeli ve iyi bir drenaja sahip olmanız gerekir. Toprağın asit-baz dengesi(pH) nasıl olmalıdır? Zararlılara, hastalıklara ve dış şartlara dayanıklı olması için ne gibi besinler gereklidir?

Bahçe toprağını test etmek, özellikle yeni yapılan bahçelerde bu çabalar bitkilerinizin en iyi performansıyla gelişmelerini sağlar. Bunun için en iyi zaman erken bahardır.

Bahçenizdeki pH'ı ölçmek için dijital pH ölçerler bulunmaktadır. Ama eskiden beri kullanılan renk skalalı klasik indikatörlerde işinizi görür.

Digital Phmetre 10 $ civarı



Toprağınızın pH'ını ince ayrıntılarına veya bitkiye olan faydasını bilmenize de gerek yoktur.pH, nötrü 7 olan 1den 14e kadar ölçeği bulunan bir ölçme tanımıdır. Birçok sebze pH 6,5-7 aralığında iyi gelişim gösterir. Mısır, havuç, salatalık ve domates pH'ın 5,5 a kadar düşmesini tolare edebilir. Patatesler asidik toprağı tercih eder ve pH 5-6 aralığında iyi gelişim gösterir. Toprakta pH'ın asli görevi bitkilerin besin alımını sağlayabileceği aralıkta bulunmasıdır. Uygun pH koşulları oluşmadığı zaman bitkilerin uygun besin emilimi de mümkün olamıyor.

Genel olarak sebzeler için 6,5-7 pH iyidir. Bu aralığı yakaladıysanız gönül rahatlığıyla sebze bahçenizi izleyebilirsiniz.(Patlıcan, Limon ve Patates hariç)


Toprağın pH'ını yeniden düzenlemek zaman alır. Geleneksel olarak kireç, toprağı daha az asidik; Kükürtse daha az alkali hale getirmek için kullanılır.

Azot, fosfor ve potasyum: Bu üç element bitki beslenmesinde çok önemlidir. Bunların dışında genel olarak toprağın bütün kontrollerinin yapılması gerekir. Bu iş için uygun kitler bulunmaktadır.
13,5 $
Toprağın besin düzenlemesi esaslı bir konudur. Toprağınızın ölçümlerini civar üniversitelerin ilgili bölümlerinde yaptırabilirsiniz. 

5 Mart 2014 Çarşamba

Yaprak Strüktürünü Taklit Eden Eureka* Pavilyonu





Chelsea Çiçek fuarında sergilenen biyomimetik tasarımı baz almış bir pavilyonun önündeyiz şimdi. Anca tamamlanmış pavilyon çiçeklerin ortasında bir mükafat gibi karşımıza çıktı. Yaprağın karmaşık strüktür yapısından işaretler tasıyan otağı.. Peyzaj Mimarı Marcus Barnett'in eserinde yapının dokusal kompozisyonunu oluştururken ladin ahşabı kullanmış ve ahşapla çevrelenmiş bu hücrelerin içersine de plastik iç hücreler eklemlemiş. Fuarı ziyaret edenleri çiçeklenmiş bitkilerin ortasında bitkilerin doku kompozisyonuyla karşılamasını hayal etmiş.


Çok küçük ölçekte bir yapının büyütülmüş mimari sunumu bize bitki hücre yapısı hakkında bilgiler verebilir.



NEX Mimarlık ile birlikte çalışan Barnett projeyi derin bir bilimsel yaklaşımla ele aldı. Bitkilerin büyümesini bilgisayar algoritmaları kullanılarak taklit etti ve modüler hücrelere göre bir yapı ile geldi.


Ahşap ladin panellerden yapılmış ana dallar binanın ana destek sistemi oluşturmak için birbirine bağlanmış.





Daha küçük bitki hücreleri ya da kasetleri, bir yaprağın Epidermal hücre yapısı taklit edilerek alana eklenmiş.


Plastik şeritler, iç hücreleri soyutlayarak, yuvarlak formlarla hücreleri kaplıyor. Plastik, gün ışığının pavilyonun içine yayılmasına yardımcı oluyor ve mekana samimi bir hava katıyor.


Çatı cam kaplı ve yağmur suyu pavilyonun damarları vasıtasıyla doğrudan toprağa dağıtılıyor.Kurulum, Sergiden sonra nihai adresi olan Kew Kraliyet Botanik Bahçelerine taşınacak.



 Orjinal alandaki yerleşimini gösteren bir perspektif sunum.



Konsept çalışmaların ürünü kendini göstermeye başlıyor.


*EUREKA pazar odaklı, kısa sürede ticarileşebilecek ürün ve süreçlerin geliştirilmesine yönelik projelerin desteklendiği uluslararası işbirliği platformudur. 1985 yılında Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 18 ülke ve Avrupa Birliği’nin katılımıyla kurulan EUREKA o tarihten bu yana 4000’den fazla Ar-Ge projesinin  desteklenmesini ve 29 Milyar Avro’nun üzerinde Ar-Ge hacmi yaratılmasını sağlamıştır.


orj. metin

7 Aralık 2013 Cumartesi

Ev Ölçeğinde Meyve Bahçesi Planlaması



Artan besin ve benzin fiyatları birçok bahçeciyi ev masraflarını azaltmaya ve kendi mahsülünü üretme arayışına yöneltti. Bu yola baş koyduğunuzda öyle ya da böyle aklınıza gelecek fikirlerden biri kendi meyve bahçenizi oluşturmak olacaktır. Ve de neden olmasın? Meyve ağaçları bereketlidir, yıllarca meyve verirler. Bodur türleri sayesinde dönümlerce araziye sahip olmak zorunda da değilsiniz. Ve de yeni hastalıklara daha dayanıklı türler sayesinde böcek zararlılarıyla mücadele de hayli kolaylaştı. Fakat sakın meyve ağaçlarını ilgisiz büyütebileceğiniz fikrine kapılmayın. 'Dik ve Onu unut' tarzı bir mahsül türü olmadığını kesinlikle hatırlatalım. Fakat az bir dikkat ve bakımla yıllarca büyüyüp, mahsül verebilirler size, komşularınıza ve vahşi yaşama. 
Bodur meyve ağaçlar her ölçekteki bahçeye uyacak boyuttadır.

Bahçenizde dikim için çukurlar açmadan ve ülkenin herhangi bir yerinden meyve ağacı sipariş etmeden önce, planlama için kafa yormalısınız. Kendi meyve bahçenizi planlarken aşağıdaki dikkate almanız gereken konulara biraz kafa patlatmalısınız.

Alan seçimi: Fidanlıktaki kataloglara bakarak iştah gezdirmeye başlamadan önce, bahçenize objektif bir şekilde bakmalısınız. Meyve ağaçları büyümek ve en iyi meyvelerini vermek için en az 8 saat direk güneş görme ihtiyacı duyarlar. Uzun ağaçların, diğer binaların ve evinizin güneşi bloklamadığına emin olun, özellikle ufukta güneşin en aşağı pozisyona geldiği ağustos ayında. Enerji nakil hatlarının nerelerde olduğunu not edin. Büyük meyve ağaçlarını nakil hatlarının altına dikmeyin. Ağaçları budamanız gerekeceğini aklınızda bulundurun ve nakil hatlarına doğru büyümesine engel olun. 

Kuzey bölgelerde güney bakıdaki yamaçlara, güneşten gelen ısıdan daha çok faydalanmak için, elma, erik ve vişne gibi dayanıklı türler ekin. Erken dönem çiçeklenen türleri güney yamaçlara dikmekten kaçının. Şeftali ve kayısı gibi soğuğa hissiyatı olan türler bu yamaçlarda erken çiçeklenme evresine girip erken dönemlerde çiçeklenme yapabilir ve olası donlarla çiçeklerini kaybederler. Ayrıca Yamaç lokasyonu seçerken soğuk havanın yukarılardan aşağıya inerken süzülüp yavaşlayıp dondurucu etkisinin azaltılabileceği alanları göz önünde bulundurun. Böylelikle geç ilkbahar donları tomurcuklarınıza zarar vermeyecektir. 

Meyve bahçenize tüm ağaçları birlikte ya da aynı  anda dikmek zorunda değilsiniz. Arka bahçenize bir kaç elma ağacı, yan bahçenize bir kaç armut, çim alanınıza da kiraz ağacı, saksılara da incir ağacı dikebilirsiniz. İtalyan yakınlarım bodur meyve ağaçlarını sebzelik ve çiçek tarhlarına diktiler mesela. İyi drene edilmiş, gübrece zengin topraklar idealdir, fakat meyve ağaçları idealden daha kötü topraklarda da yetişebilir tabii iyi drene ederseniz ve de yıllık olarak gübre ve kompost desteğini ihmal etmezseniz. 

Meyve ağaçları yazın lezzetli meyveler vermenin
yanında baharda çok güzel çiçekler verir.

Ağaç seçimi: Ne yetiştireceğiniz, nerede yaşadığınız ve ne kadar alanınız olduğuna göre değişir. Alanınızın zorluk seviyesini belirleyin, ve bölgeye uygun yetişen türleri seçin. Zorluk seviyesi gözünüzü korkutmasın. Bahçenizde bir mikroklima yaratabilirsiniz. Binalara veya çitlere yakın meyve ağaçlarını dikerseniz bitkilerinizi kış soğuklarından koruyabilirsiniz, böylelikle bölgenize uyumda zorluk çekebilecek meyve ağaçlarını bile yetiştirebilirsiniz.  Diğer taraftan çok açıkta kalan bir meyve ağacları, kış soğuklarından zarar görebilirler. Kışların ılık geçtiği bir bölgede yaşıyorsanız bazı meyve ağaçlarının meyve verebilmesi için gün içinde serin saatlere de ihtiyaç duyduğunu bilmelisiniz. Kışın oldukça ılık geçtiği bölgelerde tüm meyve ağaçları için uygun olmayabilir. 

Diğer dikkat etmeniz gereken konuysa ağacın boyutudur. Birçok meyve ağacının bodur varyeteleri vardır. Bodur, yarı-bodur ve standart olarak varyeteler bulunur. Bodur ağaçlar genelde 2,5-3 metre boyundadır ve küçük bahçeler için idealdir. Bazı bodur meyve ağaçlarını saksılarda da yetiştirebilirsiniz, elma, incir, nar gibi. Bunlar saksıda da iyi gelişim gösterirler, ihtiyaç halinde oldukları yerden taşınabilirler. Standart ölçüdeki meyve ağaçları 6 metre veya üstü boya ulaşırlar ve çok daha fazla ürün verirler. Ne tarz bir ağaç satın almak istediğinize sahip olduğunuz alana göre planlayın. Ağaçların en uzun hali, ne kadar uzağa ve ne kadar aralıklı olarak dikilmeleri gerektiğini belirten önemli bir göstergedir. 

Bodur ve yarı-bodur ağaçlar, aşılı ya da çelik alınmış türlerdir. Aşılı ağaçlar, dayanıklı bir anaç üstüne istenilen çeşitte aşı yapmaya müsait ağaçlardır. Çelikler, anaç ağaçtan alınan aynı genetik özellikleri taşıyan ağaçlardır. Çelikten üretilen bodur ağaçlar, daha geniş ölçekte uygulanabilirliğe ve daha kaliteli ürün vermeyi sağlar. 
Bahçenizde yeteri kadar alanınız yoksa
incir gibi ağaçları saksılar içinde yetiştirebilirsiniz.
Tür seçimi: Diğer dikkat edilmesi gereken husussa yetiştireceğiniz meyve ağacının türünü belirlemektir. Bu konuda tek kıstasınız sadece müthiş leziz ve bereketli bir ağaç seçmek olmamalıdır, Tozlaşma hakkında da az çok bilgi sahibi olmanız gerekir. Çoğu meyve ağacı en azından iki farklı çeşitinin dikimi sayesinde iyi gelişim gösterir. Bu çeşitler kabaca aynı zamanlarda tomurcuklanmalı ve birbirini tamamlayan polenlere sahip olmalıdırlar.Meyve ağaçlarını satın almak için araştırırken birbirlerini tozlayabilen çeşitlere göz atın.  Bazı meyveler, şeftali ve kayısı gibi ve bazı özel türler, 'Northstar' vişnesi, ve ıslah edilmiş limon gibi, kendi kendini tozlayabilen türlerdir, bu sayede tek bir ağaç dikerek meyvesine sahip olabilirsiniz. Masrafları ve bakım zamanlarını azaltmak için, hastalıklara dayanıklı türler seçmekte fayda var.
Standart ölçüdeki meyve ağaçları
çok daha fazla hasat verir lakin daha çok alana ihtiyaç duyar.

Dikim: Yerel bölgenizde bulunan saksılı ağaçlardan veyahut çıplak köklü bitkileri katalogtan seçerek alın. Yaşadığınız bölgedeki fidanlıklardaki meyve ağaçları ve varyetelerini seçin çünkü bu ağaçlar alanınızda güzel yaşayacak bitkileri işaret eder.Dikim zamanı (bahar ya da sonbahar) yaşadığınız yere göre belli olur. Kuzey bölgelerde bahar dikimi için en uygun zaman bahardır. Ağaçları elinize geçtikten sonra mümkün olan en kısa zamanda dikin. Saksılanmış ağaçlar dikiyor iseniz. Köktopunun hacmi kadar bir çukur açın.

Birçok ticari ağaç yetiştiricisi siparişlerinizi size teslim etmeden önce budama yapar, bu yüzden gelecek kışa kadar tekrar budama yapmanıza gerek yoktur. Bodur ağaçların üstünde bir kaç yıl içinde meyve almaya başlayabilirsiniz. Standart ölçüdeki ağaçların meyve vermek için daha uzun zamana ihtiyacı vardır. 

Eğer bu aşamaları takip ederek ağaçlarınızı diktiyseniz ve sulamasını da uygun yaptıysanız, lezzetli, kendi yetiştirdiğiniz meyvelere sahip olmanın keyfine yakında ulaşacaksınız. 

Mikroklima normalde bölgenizde
 yaşayamayacak türleri yetiştirmenize imkan tanır.


Orjinal metin





28 Kasım 2013 Perşembe

Arıların Kayboluşunun 4 Nedeni

Beslenme döngümüzün olmazsa olmazlarından ve ölüyorlar, peki neden?

2006 yılı gibiydi, arıcılar kovanlarını toplamaya gittiğinde, balarıların kaybolduğuyla karşılaştılar. Özellikle bunda garip olansa arılarla ilgili hiçbir izinde olmayayışıydı. Ne ölü arılar, ne arı hastalıklarına dair bir kanıt ne de olağan bir yırtıcısı ortalıkta yoktu.

Arılar sadece gitmişlerdi.

O zamandan beri,  Bilimadamları bu fenomeni bir isimle konu etti: Koloni Yıkım bozukluğu veya CCD(Colony Collapse Disorder). 2007 de, balarıcıları kolonilerinin %32 sini kaybettiler, ve o zamandan beri de bu, benzer sayılarda kayıplar gerçekleşti. Bu durumun sebebi hala tam anlamıyla anlaşılmış değil, fakat yıllar içersindeki araştırmalar bilim adamlarının bazı teoriler üretmesini sağladı.


Neden Önemli?

Arılarla ilgili tüm bu alakanın yanında , Niçin CCD'in bizi kaygılandırması gerekiyor?  Bilim adamları bu konuyla özellikle alakalılar çünkü balarıları insan besin zincirinde çok kritik bir halka. Besin mahsüllerinin, ağaçların, sebzelerin ve meyvelerin ana tozlayıcıları. Açıkçası arılar olmasaydı, dünya çapında bir besin kıtlığıyla yüzyüze kalabilirdik. Sadece Kaliforniya'da 130 besin mahsülünün üretimi arıların sayesinde sürdürülmekte.

'Yediğiniz her 3 ısırıktan biri bir tozlayıcı böceğin döllediği bitkiden gelmekte' diyor Penn Eyalet Üniversitesi Ziraat Fakültesinden  Dennis van Enhelsdorp '' ve muhtemelen bir arı tarafından tozlanmış bir bitkiden.

Peki bu neden oluyor? İşte bazı teoriler.

1. Kimyasallar ve Pestisitler

 Bugün birçok döngü göz önüne alınarak belirtilen hakim teori şu; Tarım alanlarında birçok pestisit kullanıyoruz ve onyıllarca da kullandık ve balarıları da bu pestisitleri bitkiden bitkiye gezerken vücutlarına aldılar. Ticari balarıları da ayrıca fungusitlerle vücutlarındaki zararlıları yok etmesi amacıyla ilaçlandılar.

Bazı araştırmacılar kimyasal kullanımında artık devrilme noktasına eriştiğimizi düşünüyor, arıların yıkım noktasına gelene kadar propagandalarla, hem sentetik kimyasallar hem de genetiği değiştirilmiş mahsüllerle yaşamaya zorlanması bu yıkımı sağlamakta, diğer taraftan kimyasal ve genetiği değiştirilmiş mahsüllerden uzak tutulan organik bal arıcılığı aynı katastrofik yıkımdan etkilenmiyor.

Son yapılan çalışmalarda bu teoriyi destekliyor. Amerikan Kimyasal Topluluğu'nda yayınlanan Çevresel bilim ve teknoloji makalesinde. CCD ile mısırların üstüne sıkılan insektisitler arasında bir korelasyon olduğunu buldu. Neonikotinoid bazlı insektisitler olarak adlandırılan bu zirai ilaçlar dünya üzerinde en çok kullanılan ilaçlardan çünkü bunlar direk böceklerin yıkımını sağlıyor fakat diğer hayvanlarda düşük toksititeye sahiptir. Balarıcıları da mısır ekimi ve bu insektisitin kullanımında arıların öldüğünü farkettiklerini belirttiler. 


Diğer araştırmacılar ise bunun sadece bir pestisitten kaynaklanmadığını ama birçoğunun kombinasyonunun bu yıkıma sebep olduğunu düşünüyorlar. Penn Eyalet Üniversitesinden Christopher Mullin  23 eyalette balarıcılarından örnekler aldı, ve arılarda çok geniş çeşitlilikte pestisit örneklerinin varlığını tespit etti. Ayrıcalıklı olarak tek bir pestisit belirmedi lakin bunların hepsinin öldürücülüğü yeteri kadar güçlü bir bulguydu.

Tarım Araştırmaları Servisinin raporlarına göre hala kimyasal ve pestisit kullanımının kesin sonuçları tam olarak cevaplandırılamamış. Örneğin 2008'de Almanya da Nikotinoid bazlı insektisitlerin kullanımının mısır ekiminin ardından kullanılması sonucu civardaki yüzlerce arı kolonisinin öldüğü kayıtlara alındı. Gerçekte ulaştıkları sonuç, toplu ölümlerin birçok faktörün kombinasyonundan kaynaklanabileceğiydi, hava koşullarının da içersinde olduğu, tohumları yaymak için kullanılan araç gereçlerinde dahil olduğu ve tohumları yayarken kullandıkları tohumları kaplayan ''yapıştırıcı'' olarak bilinen maddenin başarısızlığı da faktörler içindeydi.

2.Çevresel Stressörler

CCD ye sebep olan bir diğer teoriyse şudur. Çeşitli nektar/polen eksikliği, temiz suya ulaşımın kısıtlılığı ve gerçek besin değerine sahip kaynaklarının kısıtlılığı. Bu etkenlerde toplu arı ölümlerinde rol oynamaktaydı. Arıcılar büyük kamyonları kovanlarla doldurup bütün ülkeyi tozlaşma dönemlerini takip ederek gezerler. Bu yolculuklar esnasında arılar, sağlıksız yapay besin destekleriyle beslenmek zorunda bırakılırlar ve aşırı kalabalık ve havasız şartlarda geçirilen bu süreçlerde arılar yoğun stres altındadırlar. 

Banliyölerin şehir çeperlerinde genişlemesi de arıların doğal olarak yemlendiği meraların, otlakların azalmasına sebebiyet veriyor ayrıca arıları şehir içinde yaşamaya zorlamak onları temiz su ve optimal beslenme şartlarından mahrum bırakmaktadır. İnsanlar gibi arılar da yeterli beslenme ve stresten kaçınamadığı sürece bağışıklık sisteminin desteklenmesi de mümkün olamıyor. 

3. Hastalık

CCD'nin sebebleri üzerinde en çok fikir birliğine ulaşılan teori hastalık teorisidir. Bilim adamlarının dikkat çektiği nosema hastalığı bir çeşit mide bağırsak parazitidir, ayrıca akut inme virüsü ve muhtemelen kulpritler gibi diğer patojenlerde hastalıklara neden olur. Varroa maytları da Kovanlarda balarıları kolonilerinin yıkımına sebep olur fakat hala tek basına toplu arı ölümlerine sebep olup olmadığı belirsiz.


Bazı araştırmalar birçok patojenin arıları etkilediğini ama geçmişte bunun yeterince incelenmediğini söylüyor bu yüzden bu alandaki çalışmalar hala yeni ve devam etmekte olan araştırmalar. Bir başka teoride küresel ısınmanın mayt, pire, virus ve mantarlar gibi arı kolonilerine zarar veren formların büyüme hızı oranını artırdığı üzerine.

4.Radyasyon

Acaba arılar baz istasyonlarından yayılan elektromanyetik radyasyona hassas canlılar mı? Bazı iddaalara göre baz istasyonlarından yayılan radyasyon, arıların yön bulma kabiliyetlerini etkiliyor. Almanya Landau Üniversitesindeki ufak bir çalışma arıların kovanlarının yanına konan bir cep telefonunun bile arıların kovanlarına ulaşma konusunda sorun çıkardığını tespit etti. Bulgular gösteriyor ki bu alanda daha çok araştırmaya ihtiyaç var, çünkü arıların radyasyondan nasıl etkilendiği hala bilinmeyen bir konu.




Biz Şimdi Neredeyiz?

Bütün konuyla alakalı durumlara rağmen, bilimadamları hala CCD ye neyin sebep olduğu konusunda kesin delillere ulaşamadı. Ağır basan genel teori bir tane sebebin olmadıği fakat arı populasyonunu tehdit eden bütün bu etkenlerin oluşturduğu bir bütün problemin varlığıdır.

USDA arı labratuarından takım lideri Jeff Pettis,' açıkçası ilk inandığımız gerekçelerden çok daha karmaşık bir durum söz konusu, ilk başlarda tek bir virutik patojenin sebeb olduğu düşüncesindeydik ki hala bu fikri tamamen konu dışı etmedik, bütün bunlara neden olan tek bir ajan, arı populasyonlarında yayılan bir patojen varlığı bulmayı bekledik ve bunu bulup konuyu kapatabileceğimizi varsaydık'.

Tarımsal Araştırmalar Servisine göre, ' Çalışmalarımız sonucu tek bir açıklama yapmamız gerekirse, çevresel stres faktörlerinin bu ölüm sarmalında kolonileri beklenmedik bir şekilde zayıf düşürüyor olabileceğidir, koloniler ek olarak patojen, parazit ve/veya pestisitlere maruz kalınca yıkımın gerçekleştiği üzerinedir.'' 





14 Kasım 2013 Perşembe

Nasıl Kendi Yağmur Bahçemizi Yapabiliriz?



Yağış birikintisi, bahçelerde güzel ve pratik çözümler yaratabilir.

Yağmur bahçeleri birazcık yanlış bir adlandırma. Kulağa su basmış bir bataklık, bir su bahçesi gibi gelebilir, aslında hafifçe çukurlaşmış ve yüzeydeki su birikintilerini toplamak için tasarlanmış bahçeler diyebiliriz. Yağmur bahçeleri alanınızdaki erozyonu azaltabilir. Bahçenizdeki gübreler, pestisitler ve organik kirleticiler,  çim parçacıkları gibi partikülleri kendi bölgesine çeker; aksi takdirde yüzey drenajıyla akan organik içerikli su, derelere ve akıntılara karışır ve alg patlamasına sebebiyet verebilir bu da balık ve diğer hayvanların yaşamını tehdit eder. Yağmur bahçeleri suyu kendi alanına çekerek kirleticilerin bitki kökleriyle kaldırılması ve organik parçaların bitki yatağında tutulmasını sağlar. Bir kere bu bitki yatağına girmiş kirleticiler ve artıklar, mikro-organizmalar vasıtasıyla sindirilir ve nötralize edilirler.

Bir Yağmur bahçesi dileğinize göre basitte olabilir, ince düşünülmüşte. Ve bir günden kısa sürede hazırlamakta mümkün. Şöyle düşünün: Eğer herkes bahçesine bir yağmur bahçesi kursaydı,  komşularınızdan ve çevreden gelen sel ve aşırı yağış sularıyla taşınan kirlilik büyük ölçüde düşürülürdü.





Alanınızı dikkatlice seçin

Eğer bahçenizde yağmur sularının sebep olduğu bir erozyon veya göllenme farkettiyseniz, muhtemelen alanınıza bir yağmur bahçesi kurabilirsiniz. Bahçenizde maksimum yağmur suyunun akıp gittiği ve nasıl ve nereye akıp gittiğini tespit edin. Çatınıza gelen yağmur suyunun ve diğer sert zeminlerinize gelen suyun alanınızda nasıl hareket ettiğine bakın. Bahçenize su girdi, örneğin, komşunuzun alanından. Çatısından veya sert zeminlerinden akıp gelen su bahçenizin neresine doğru akıyor? Bu verilere göre bahçenizdeki yağmur bahçenizi kurun. Şunu unutmayalım, asla bütün yağmur sularını toplayamazsınız ama girişim elbette hiç yoktan iyidir.

Yağmur bahçenizi evinizin temelinden en az 3 metre ileri kurun, temele gelebilecek sızıntıyı engellemek için. Eğer  bahçenizde rögar veya kanalizasyon bağlantısı varsa yağmur bahçenizin bundan ne kadar uzak olması gerektiğini yerel yönetim tüzüklerinden araştırın. Uygun alanı bulduğunuz zaman, bir suyu süzme testi yapın. Bu alana 20 cm çapında ve bir ayak derinliğinde bir daire kazın ve içini suyla doldurun. Eğer 48 saatten daha az bir süre içinde drene oluyorsa burası uygun bir alandır. Eğer değilse başka bir alana ihtiyaç duyarız.

Yağmur bahçesi konumu: Yapıya uzaklık ve yağmur suyu drenaj sistemine uygunluk önemli                    


Yağmur bahçesi anatomisi

Yağmur sularını yakalamak için özel bir ekipmana veya profesyonel desteğe ihtiyacınız yoktur.  Fakat yağmur bahçeleri de diğer bahçeler gibi bakıma ihtiyaç duyarlar: Kuru dönemde sulanmalı, rutin budamaları ve kurumuş çiçek, yaprakları kopartılmalı ve her sene malç serpme yapılmalı ki, besin sağlanımı ve yabani otların bastırılması gibi ihtiyaçlar karşılanabilsin. Arazi eğimliyse küçük hendeklerle veya küçük taşlardan yapılmış bir setle suyun alana hızlı girişi ve tutulması sağlanmalı, 10-20 cmlik bir yağmur bahçesi yatağı suyun tutumu ve bitki köklenmesi için muazzam bir alandır, eğer toprak killiyse bu derinlik en fazla 10 cm olmalı ki, bitkinin kökleri yatakta birikerek çürüme gerçekleşmesin. Yatak toprağı gevşek materyaller içermeli ve kesinlikle kompostla desteklenmeli bu sayede suyun filtrelenmesi (killi topraklarda) ve tutumu (süzek kumlu topraklarda) sağlanır, %25lik bir kompost oranı bizim için yeterli karışımı sağlar. Alanda istilacı türleri kullanmaktan kaçınalım ve bitkileri seçerken yoğun su dönemlerinde ve kurak dönemlerde nasıl tepkiler vereceğini bildiğimiz, optimum türleri kullanalım. Odunsu bitkiler kullanmakta ileriki yıllar için  bahçe verimliliği ve sürdürülebilirliği için önem teşkil eder. Ve şimdi bu potansiyel sahibi pozitif itkiyle neden hala duruyorsun ki? Çık dışarı, ve kendi muazzam yağmur bahçenin alanını aramaya başla!





İllustrasyonlar: Beverley Colgan