2 Ekim 2014 Perşembe

ANNE AĞAÇLAR / Sosyal Bitkiler


Ağaç Birliktelikleri













Bitkiler birbirlerini tanıyabilir, birbirine yardım edebilir hatta Annelik yapabilirler.



Evrimsel ekolojist Susan Dudley tarafından Turpgiller(Brassicaceae) ailesinden cakile türü ile yapılan bir deneyde yan yana konan ve aynı atadan gelen bitkilerin köklerinin farklı atalardan gelen bitkilere oranla daha kontrollü geliştiği görüldü.


Bu bitkilerin aralarındaki kimyasal iletişim kesilip birbirlerini tanıması engellendiği zaman büyüme hızı da artış gösterdi. Kökler daha hızlı büyüyüp daha fazla saçaklandı. Bu iletişimin istemli olup olmadığı ise bilinmiyor.


Peki Anne Ağaç Küçüklerini Nasıl Gözetir ?
British Columbia üniversitesinden Prof. Suzanne W Simard C14 ile yaptığı bir deneyde ilişkiyi gözlemledi.
Duglas göknarı (Pseudotsuga menziesii) cinsi bir ağacın dalları bir torba ile hava geçirmeyecek bir şekilde bağlandıktan sonra torbaya C14 içeren CO2 eklendi. Ağaç karbon dioksiti soluması için bırakıldı.
Sonrasında geiger sayacı ile redyoaktif karbon atomları takip edildi ve yakındaki genç bir ağaçta C14 izine raslandı. Karbon topraktan kökler ve mantar sistemi vasıtasıyla genç ağaca geçmişti.
Prof. Suzanne W Simard durumu
Avatar filmindeki tüm doğayı besleyen ana ağaca benzeterek
"Filmi seyrederken benim çalışmalarımı okuduklarını düşündüm." dedi
ve "Ormana baktığımızda onun sadece toprak üstündeki üçte birlik kısmını görüyoruz, aslında orman çok daha büyük bir yapı" diye ekledi.

Bitkiler tüm bunları nasıl yapıyor?
Bir beyni ve hatta sinir sistemi bile olmayan canlılar nasıl iletişim kuruyor?
Akıl için beyin şart mı?
Buradaki örnekler cevapladıklarından daha fazla soru üretse de bitkilerin sadece bitki olmadığını sezdiriyor.
Ayrıca bizimle aynı hızda hareket etmedikleri için daha düşük yaşam formları oldukları düşüncesini anlamsız kılıyor.
İnsan oğlu olarak farklı bakış açıları ile bir meseleye bakabilmeli ve açık görüşlülük sergileyebilmeliyiz.


Bitkiler belki de bir bilince bile sahiptirler, kim bilir?
Bitki dünyasındaki kimyasal alışverişi yakından inceleyen bilim insanları, bitkilerin kendi aralarında özel bir iletişim ağı kurduklarını ortaya çıkarttı.
Bitkiler bu şekilde bilgi alışverişinde bulunuyor, birbirlerinin eksikliklerini tamamlıyor ve tehlike durumunda bir diğerini uyarıyor.
Bir süredir bitkilerin birbirleriyle iletişim içinde olduğu biliniyordu, ancak aralarındaki iletişimin ne kadar gelişmiş ve karmaşık olduğu yeni yeni anlaşılıyor.
Bitkiler sürekli olarak bir diğerinin kimyasal “gevezeliğine” kulak verirler.
Bunu bazen bencillikten, bazen de yardım amacıyla yaparlar.
İskandinavya’ya özgü orman gülü bitkisinde olduğu gibi bazı bitkiler, sınırlı kaynaklarını paylaşarak komşularına destek olur.
Diğerleri yakın akrabalarını tanır ve onları yabancılar karşısında kayırır.

Yaşam Mücadelesinin Belgeleri
“Bitkiler gece kulüplerine gitmezler, sinema izlemezler. Ama zengin bir sosyal ağları vardır” diye konuşan Kanada’daki University of British Columbia’dan orman çevre uzmanı Suzanne Simard,
“Birbirlerine destek oldukları gibi, birbirleriyle kavga da ederler.
Bitkilerin işaret dilleri ve iletişim yolları hakkında bilgimiz arttıkça öğrendiklerimiz bizi büyülüyor” diyor.
Fotoğrafçılık tekniklerinin gelişmesiyle birlikte, yoğun bir bitki nüfusuna sahip ormanlarda tek tek her bitkinin hayatta kalmak için nasıl mücadele verdiğini belgelemek artık mümkün. Orman arazisinde taze bitmiş filiz ve fidanların köklerine yer açmak için verdikleri uğraş artık adım adım izlenebiliyor.
Yere düşen yaşlı ağaçlar, genç fidanlar için besin kaynağı oluyor.
Sarılacak bir kütük arayan sarmaşıklar, büyük bir telaş içinde önüne gelen her ağaca saldırıyor.
Yabanıl çiçekler bahar aylarında çiçeklerini açmak için birbirleriyle yarışırken, arıların dikkatini çekmek için koku ve renk silahlarını kuşanıyorlar.
Bitkilerin gizli sosyal yaşamlarını daha iyi anlamanın yolu, ileri teknoloji ürünlerinden yararlanarak dikkatli bir gözlemden geçiyor.

Besin Paylaşımı
Öncelikle işe yeraltındaki rizosfer (bitki köklerini doğrudan doğruya çepeçevre saran ve fiziksel, kimyasal, biyolojik özellikleri bitkiden bitkiye değişen ekosistem) başlamak gerekir.
Orman tabanının altındaki her avuç toprak milyonlarca minik organizma içerir. Bu bakteri ve mantarlar bitkinin kökleriyle simbiyotik bir ilişki kurarlar. Bu şekilde bitkinin su ve yaşamaları için gerekli olan nitrojeni emmesini kolaylaştırırlar. Bunun karşılığında sabit bir besin kaynağına sahip olurlar.
Şimdi rizosfer tabakasının daha yakından gözlenmesiyle, mantarların bir düzineden fazla ağaç kökünü uzantılarıyla birleştirdiği ortaya çıkıyor. Bazen bu birleştirilen bitkiler, aynı türden olmayabiliyor.
Ayağımızın altındaki bu ağ gerçek bir sosyal ağdır.
Bunların üzerindeki radyoaktif karbon izotoplarının hareketlerini izleyen Simard, su ve besinlerin “karnı tok ağaçtan”, “aç ağaca” doğru aktığını keşfetti.
2009 yılında yayımlanan bir çalışmaya göre bir cins çam türünde, daha yaşlı ağaçlar karbon ve nitrojen içeren moleküllerini aynı türün fidanlarına aktarıyor. Böylece fidanlar daha sağlıklı bir gelişim gösterebiliyor (Ecology, vol 90, p 2808).
Bir çalışmada, bir ağaca verilen faydalı bir elementin radyoizotopunun,
daha sonra civardaki 21 ağaçta da tesbit edilmesiyle ağaçlar arasında da bir yardımlaşmanın var olduğu ortaya konulmuştur.
Sovyet bilim adamlarının çalışmaları sonunda, bitkiler arasındaki dayanışmayı ortaya çıkardılar.
Sulanmış bir bitki,
susuz kalmış komşusuyla bir yolunu bulup paylaşıyordu suyunu.
Cam bir kaba dikilen mısır, haftalarca susuz ırrakılmasına rağmen ölmedi; çevresinde bulunan ve normal koşullar altında tutulan diğer mısırlar kadar sağlıklı kaldı.
Sovyet botanikçilere göre, sağlıklı bitkiler bir yolunu bulup kavanozdaki tutsağa su aktarıyordu. Bunun nasıl gerçekleştiğinin cevabını vermek ise henüz olanaksız.


Bilgi Paylaşımı
Bitkiler yiyeceklerini paylaştıkları gibi bilgilerini de paylaşırlar.
Biyologlar bir süredir saldırıya uğramış bitkilerin havadan savunma sinyalleri gönderdiği biliyorlar.
Örneğin bir tırtıl domates fidanını yemeğe başladığı zaman, yapraklar zehirli bileşimler salgılar. Bu bileşimler, saldırganı kaçırttığı gibi komşu bitkileri de kendi savunmalarını hazır duruma geçirmeleri için uyarır.
Çin, Guangzhou’daki Güney Çin Ziraat Üniversitesi’nden Yuan Yuan Song ve ekibi, benzer kimyasal alarm çağrılarının, havadan olduğu gibi yerin altından da yol alıp almadığını araştırdı.
Deneyde bir grup domates bitkisine hastalık yaratan mantar bulaştırıldı ve bunların yeraltındaki kökleriyle bağlantısı olan ikinci bir domates grubunun tepkileri ölçüldü.
Hastalıklı bitkinin toprak üzerindeki kısmı plastik torbalarla sıkı sıkıya örtülerek havadan iletişim kurması engellendi. Bütün buna karşın sağlıklı domates grubunun savunma amaçlı kimyasal maddeler salgılamaya başladığı tespit edildi.
Bu da bitkilerin alarm uyarılarını yeraltında da yürüttüğü anlamına geliyordu (PLoS One, vol 5, p e13324).


Kendi Türünü Kayırma Eğilimi
Song’un bulduklarıyla ilgili olabilecek bir diğer keşif de bazı bitkilerin kendi türünden gelenleri tanıyabilmesi ve ortak çıkarları için birlikte hareket etmeleri.
Fort Collins’teki Colorado State University’den Amanda Broz, söğüt otu (Persicaria praetermissa) denilen bitkiyi bir serada hem çim bitkisiyle hem de diğer söğüt otlarıyla yan yana yetiştirdi.
Daha sonra üzerlerine methyl jasmonate olarak bilinen bir kimyasal püskürttü. Bitkiler yara aldıkları zaman bu kimyasal maddeyi salgılarlar. Söğüt otunun tepkisinin komşularına bağlı olarak geliştiği görüldü. Kendi türünün üyeleriyle yan yana büyüyen söğüt otu, savunmasını güçlendirmek için yaprak toksinleri üretti. Ancak komşusu çimen olan söğüt otu, yaprak ve gövdesinin gelişimine odaklanmayı tercih etti. (BMC Plant Biology, vol 10, p 115)
Bu tür bir ayırım anlamlıdır, çünkü söğüt otu, doğal ortamında, tek bir bitki türü olarak yoğun bir biçimde kümelenmiş olması durumunda, çok sayıda zararlı böceği kendine çeker. Ancak diğer söğüt otlarıyla işbirliği içinde savunma yaparlarsa, böcekleri uzaklaştırmaları kolaylaşır. Oysa söğüt otları normal çim bitkisi ile kuşatılmış ise en doğru strateji, savunmayı komşulara bırakmak ve kendi büyümesine öncelik tanımaktır.
Broz’un bu araştırması geçen yıl yayımlandı. Bu nedenle bitkilerin kendi türünden olanları nasıl tanıdığı konusunda yeterli araştırma henüz yapılamadı.
Buna karşın bir bitkinin aile değerlerine ne kadar bağlı olduğu, 2007 yılında yapılan bir araştırmada tüm yönleriyle açıklık kazanmıştı. Bu çalışma Kanada, Ontario’da McMaster Üniversitesi’nden Susan Dudley tarafından yapıldı (Biology Letters, vol 3, p 435).
Dudley, ABD’de Göller Bölgesi’nde yetişen turpgiller sınıfından eğri büğrü bir otu (American sea rocket) inceledi. Çalışmada farklı türde bitkilerle birlikte yetişen bitkinin köklerini olabildiğince uzağa uzattığı, alabildiği kadar suyu ve besinleri emmekte tereddüt etmediği ortaya çıkmıştı.
Ancak Dudley aynı alana aynı türden bitkileri ektiği zaman bitki köklerini bu kadar uzatmıyor ve besin ve suyu paylaşıyordu.
Bunu izleyen bir başka çalışmada Newark’taki Delaware Üniversitesi’nden Meredith Biedrzycki ile işbirliği yapan Dudley, bu sinyallerin eksüda (rizosfere uzanan köklerin salgıladığı fenol, flavanoid, şeker, organik asit, amino asit ve proteinten oluşan kokteyl) şeklini aldığını keşfetti.
Bütün bunların bitkilerin akrabalarına tanımalarına nasıl yardım ettiği henüz bilinmiyor (Communicative&Integrative Biology, vol 3, p 28).



Kendi Türünü Tanıma Yetisi
Son birkaç yıldır akrabalık ilişkilerini tespit etme yetisinin başka bitkilerde de olduğu anlaşıldı. Bitkilerin “laboratuvar sıçanı” olarak tanımlanan Arabidopsis thaliana* bu bitkilerden biri.
Bazı botanikçiler bu sonuçlara bakarak bitkilerin hayvanlarda olduğu gibi akrabalarını tanıma yetisine sahip olduğu ileri sürüyor. Bu yeti sayesinde bitkiler akrabalarına yardım edebiliyor; üremelerini kolaylaştırıyor.
Akraba tanımanın evrimsel bir mantığı da var. Bu yetenek sayesinde bitki genlerinin bir sonra nesle geçmesini garanti altına almış oluyor. Dudley bu yeteneğin hayvanlar alemindeki yararlarının bitkilerde de geçerli olduğuna dikkat çekiyor.
Akrabaları tanıma özelliği aynı zamanda akraba bitkilerin de hayatta kalma şansını arttırıyor mu? Davis’teki Kaliforniya Üniversitesi’nden Richard Karban’ın yürüttüğü çalışma bu sorunun yanıtını araştırdı.
Karban çöllerde yetişen bir çalılık türü olan Artemisia absinthum bitkisini (Türkçede pelin olarak bilinir) araştırdı. Bu bitki böcekleri uzaklaştırmak için çeşitli kimyasallardan oluşan bir koku salgılar,
Karban, saldırı tepkisini doğurmak amacıyla tek bir bitkinin yaprağını kestiği zaman, kendi benzerleri arasında yetişen bitkinin, farklı bitkiler arasında büyüyen bitkiye göre daha yoğun bir salgı çıkarttığını gözlemdi. Dahası, beş ay sonra bile komşu akrabaların tırtıllardan diğer zararlı böceklerden daha az zarar gördüğü ortaya çıktı (Ecology Letters, vol.12, p 502)


Bitkiler Arasındaki Sosyal Ağların İnsanlara Yararı
Kanada’daki Alberta Üniversitesi’nden James Cahil, son günlerde bitkilerde ortaya çıkan bu yoğun sosyal ağın tarımsal faaliyetlerde çok büyük bir potansiyel taşıdığını ileri sürüyor. Bu stratejilerden biri birbiriyle ilişkisi olan bitkilerin yan yana ekilmesi.
Örneğin farklı bitkiler yan yana ekildiğinde, zararlı böceklerle mücadelede, arıların ilgisini çekmede ve besinlerin daha ekonomik olarak paylaşılmasında büyük fayda sağlanabilir.
Bu eski bir tekniktir. Çiftçiler, deneme yanılma yöntemiyle veya yakın gözlem ile bu tekniği yıllardan beri uygular.
Örneğin fasulye nitrojeni artırdıkları için diğer bitkilerin gelişimini hızlandırır. Avrupalılar 15.yüzyılda Amerika’ya ayak bastıklarında Yerlilerin mısır ile fasulyeyi birlikte aynı tarlada yetiştirdiği gördü; mısır bitkisi fasulyeler için sarılacak bir doğal sırık vazifesi görüyordu.
Şimdi en son bilgilerden yararlanarak mono-kültür ile bağlantılı sorunları yeni ve daha yararlı ilişkilerden yola çıkarak çözebiliriz.
Tek bir zararlı mantar veya bakteri genetik olarak benzer bitkilerin ekili olduğu koca bir tarlayı silip süpürdüğü zaman, çiftçiler genellikle bol miktarda böcek ilacından yararlanır. Oysa bunun yerine birbirlerinin zararlılarını kovacak bitki kombinasyonu havadan ve toprak altından haberleşerek doğal yoldan bu mücadeleyi başlatabilir.


Toprak Kardeşliği
Cahill’in bir düşüncesi daha var. “Gübre tarlanın her noktasına eşit olarak dağıtılmıyor” diye konuşan Cahil, Belki de birbirleriyle daha yakın ilişkiler kuran bitkileri aynı tarlada yetiştirmeliyiz. Böylece gübreyi paylaşabilirler” diyor.
Aynı şekilde Simard, bitkilerin toprak altında kurdukları sıkı ağlardan yararlanarak yaşlı ve genç bitkilerin birlikte yetiştirilmeleri gerektiğini düşünüyor. Örneğin yaşlı ağaçların hemen temizlenmemesini, genç filizlerin büyükbabalarının toprak altında kurduğu ağlardan yararlandığını düşünüyor.
Ayrıca çiftçilerin agresif bir sulama ve gübreleme faaliyetinden uzak durmalarını, çünkü bu uygulamaların toprak altındaki hassas ağa zarar verebileceğini öne sürüyor.
Ne var ki bu taktikleri hemen yaşama geçirmeye başlayacak aşamaya daha gelemedik. Bu konuda daha netlik kazanması gereken pek çok nokta var. Dudley, “Bundan sonraki aşamada köklerin nasıl büyüdüğünü izlemek ve havadan nasıl iletişim kurduklarını anlamak için daha gelişmiş tekniklere ihtiyacımız var. Bunun yanı sıra hangi genetik faktörlerin bu iletişimi etkilediğini ortaya çıkartmamız gerek. Bu aşamada bizi en fazla zorlayacak olan moleküler bazdaki çalışmalar. Ancak bu alanda da önemli adımlar atılmış biliniyor” diyor.
Köklü değişiklik gerekli!
Bitkilerin karmaşık ilişkileri olduğu gerçeği yerleşik kafa yapısında köklü değişikliklerin yapılmasını zorunlu kılıyor.

Biedrzycki bu değişikliği şöyle özetliyor:
“İnsan çok uzun süredir bitkilerin toprak üzerinde öyle, sabit durduğunu sanıyordu. Ancak sandığımızın aksine hayatta kalmak için büyük bir mücadele veriyorlar.
Bu da bitkilerin, kimyasal iletişim yoluyla çevrelerindeki koşulları değiştirme yeteneğine sahip oldukları anlamına geliyor.
Tek hücreli organizmaların bile birbirleriyle etkileşim içinde oldukları bilinirken, bitkilerin karmaşık bir iletişim ağına sahip olmaları insanları niçin şaşırtıyor?”

30 Eylül 2014 Salı

Orman Adamı Jadav Payeng



1970'lerde Majuli adalı Jadav Payeng adasını kurtarmak için ağaç dikimine başlamıs. Bugüne kadar  tek başına New york'ta bulunan Central Park'tan daha büyük bir alanı ağaçlandırdı. Çorak bir araziyi yemyeşil bir adaya dönüştürü. inanılmaz felsefik ve alçakgönüllü, bu iş için tutkusu hala ilk günkü gibi.

21 Eylül 2014 Pazar

Sonbahar Bitki Dikimi İçin Neden Mükemmel Bir Zamandır?




Sonbaharla geliveren kısalan günler ve serinleyen havalar bahçenize yeni bitkiler dikmek için en iyi şartları sağlıyor.



Yazın güneşi uzaklaşmaya, günler kısalmaya başladığında bizim düşüncelerimiz de yazın çok vakit geçirdiğimiz bahçelerimizden uzaklaşmaya başlar. Fakat Sonbaharın bahçelerinize yeni bitkiler dikmek için en iyi zaman olduğunu biliyor musunuz?


Sonbahar'ın ılık havasında yeni dikilmiş bitkiler ilkbahara kadar kendini toparlamak için muazzam bir zaman bulur.







Bir Peyzaj mimarı olarak bir çok tasarım yaptım. Binlerce bitki diktim ayrıca bir o kadarının da yerleştirilmesine nezaret ettim. Sonbaharın yaklaşmasıyla takvimim bitki dikim günleriyle dolup taşar olur çünkü insanlar bu fırsatı kış gelmeden değerlendirmek istiyorlar. Bu değerli zaman aralığını kaçırmak istemiyorlar.








Sonbaharın bu kadar popüler bir dikim sezonu oluşu size ilginç geliyor olabilir ama bununla ilgili bir çok neden sayabilirim size.


Sonbahar neden en iyi sezon? En iyisi şöyle bir göz atalım:


Sonbahar dikimi bitkilere köklerin büyümesi için zaman verir.


Soğuk iklimlerde, bitkiler erken sonbaharda dikilir. Bu onlara sert soğuk kış günleri gelmeden köklerini büyütme imkanı verir. Daha ılıman bölgelerde sonbaharda dikilen bitkiler yazın sıcak günlerine kadar köklerin büyümesi için daha uzun zamana sahiptir -Sonbahar, kış, ilkbahar- köklerin güçlenmesi için muazzam bir dönemdir.


Neden bitkilerin kök büyümesi için uzun bir zamana ihtiyacı vardır?


İyi bir kök sistemi bitkiler için önemlidir. Çünkü bitki bunu sağlayamazsa toprak üstü büyümesini asla randımanlı gerçekleştiremez. Yeni dikilen bitkilerin toprak üstünde pek büyüme yaptığını göremezsiniz. Çünkü bitki öncelikli olarak enerjisini köklerini toparlamak ve büyütmek için kullanır. Yeteri kadar köklenme yapmadan toprak üstü büyümesine yönelmezler.


Daha çok kök=daha çok gövde büyümesi. Sıcaklık aşırılıklarına daha iyi dayanım ve daha iyi su emilimi yapabilmesi demektir.








Sonbaharda ekim bitkilerin 'nakil stresi' etkilerini azaltır.


Bahçeciliğin temel bilgilerinden biri; fidanlıktan aldığın bitkiyi, yeni yerinde saksısından çıkartıp dikim çukuruna diktiğin vakit bitki dikim stresine girecektir. Nakil stresinin çoğunu bitkinin bir ortamdan başka bir ortama taşınması neden olur.


Sonbaharda ılık bir havada aşırı sıcak ve soğuk etkisi yokken yapılan bir dikim sıcaklık kaynaklı oluşabilecek nakil stresinin daha şiddetli olabileceği bir durumu ortadan kaldırır.




Sonbaharda dikilen bitkiler, bitkilerin yerini benimsemesine ve ilkbahara kendilerini hazırlamasına vesile olur.


Bitkilerin birçok aktivitesi yeraltında gerçekleşir. Sonbaharda yapılan dikim sayesinde baharda bitkiler kök büyümesini gerçekleştirmiş olacak bu sayede bu bitkiler daha hızlı gelişecek ve baharda daha bol tomurcuk verecektir. 


*Yüksek bölgelerde ve kışın uzun geçtiği coğrafyalarda bu dikimleri geç yaz veya en geç eylül sonunda yapmış olmakta fayda vardır. 

15 Eylül 2014 Pazartesi

Yalınayak Ekonomist





Sonbaharla geliveren kısalan günler ve serinleyen havalar bahçenize yeni bitkiler dikmek için en iyi şartları sağlıyor.




Yazın güneşi uzaklaşmaya, günler kısalmaya başladığında bizim düşüncelerimiz de yazın çok vakit geçirdiğimiz bahçelerimizden uzaklaşmaya başlar. Fakat Sonbaharın bahçelerinize yeni bitkiler dikmek için en iyi zaman olduğunu biliyor musunuz?


Sonbahar'ın ılık havasında yeni dikilmiş bitkiler ilkbahara kadar kendini toparlamak için muazzam bir zaman bulur.







Bir Peyzaj mimarı olarak bir çok tasarım yaptım. Binlerce bitki diktim ayrıca bir o kadarının da yerleştirilmesine nezaret ettim. Sonbaharın yaklaşmasıyla takvimim bitki dikim günleriyle dolup taşar olur çünkü insanlar bu fırsatı kış gelmeden değerlendirmek istiyorlar. Bu değerli zaman aralığını kaçırmak istemiyorlar.








Sonbaharın bu kadar popüler bir dikim sezonu oluşu size ilginç geliyor olabilir ama bununla ilgili bir çok neden sayabilirim size.


Sonbahar neden en iyi sezon? En iyisi şöyle bir göz atalım:


Sonbahar dikimi bitkilere köklerin büyümesi için zaman verir.


Soğuk iklimlerde, bitkiler erken sonbaharda dikilir. Bu onlara sert soğuk kış günleri gelmeden köklerini büyütme imkanı verir. Daha ılıman bölgelerde sonbaharda dikilen bitkiler yazın sıcak günlerine kadar köklerin büyümesi için daha uzun zamana sahiptir -Sonbahar, kış, ilkbahar- köklerin güçlenmesi için muazzam bir dönemdir.


Neden bitkilerin kök büyümesi için uzun bir zamana ihtiyacı vardır?


İyi bir kök sistemi bitkiler için önemlidir. Çünkü bitki bunu sağlayamazsa toprak üstü büyümesini asla randımanlı gerçekleştiremez. Yeni dikilen bitkilerin toprak üstünde pek büyüme yaptığını göremezsiniz. Çünkü bitki öncelikli olarak enerjisini köklerini toparlamak ve büyütmek için kullanır. Yeteri kadar köklenme yapmadan toprak üstü büyümesine yönelmezler.


Daha çok kök=daha çok gövde büyümesi. Sıcaklık aşırılıklarına daha iyi dayanım ve daha iyi su emilimi yapabilmesi demektir.








Sonbaharda ekim bitkilerin 'nakil stresi' etkilerini azaltır.


Bahçeciliğin temel bilgilerinden biri; fidanlıktan aldığın bitkiyi, yeni yerinde saksısından çıkartıp dikim çukuruna diktiğin vakit bitki dikim stresine girecektir. Nakil stresinin çoğunu bitkinin bir ortamdan başka bir ortama taşınması neden olur.


Sonbaharda ılık bir havada aşırı sıcak ve soğuk etkisi yokken yapılan bir dikim sıcaklık kaynaklı oluşabilecek nakil stresinin daha şiddetli olabileceği bir durumu ortadan kaldırır.




Sonbaharda dikilen bitkiler, bitkilerin yerini benimsemesine ve ilkbahara kendilerini hazırlamasına vesile olur.


Bitkilerin birçok aktivitesi yeraltında gerçekleşir. Sonbaharda yapılan dikim sayesinde baharda bitkiler kök büyümesini gerçekleştirmiş olacak bu sayede bu bitkiler daha hızlı gelişecek ve baharda daha bol tomurcuk verecektir. 


*Yüksek bölgelerde ve kışın uzun geçtiği coğrafyalarda bu dikimleri geç yaz veya en geç eylül sonunda yapmış olmakta fayda vardır. 

12 Eylül 2014 Cuma

Kompost Yığınınıza Sokmamanız Gereken 12 Artık






Kompost, Permakültür bahçeciliğiyle uğraşanların en esaslı olarak kullandığı araçtır. Evden ve bahçeden alınan atıklarda bulunan, toprak için son derece zengin besleyici materyalleri tekrar toprağa kazandırır. Esas olarak kompost; Organik maddelerin enzimler ve mikroorganizmalar aracılığıyla yıkımı olayıdır. Çürüme sonucu ortaya çıkan bu ürünleri toprağa katarak kompost ürününü bitkiler ve toprak organizmaları için kullanılabilir hale getirmiş oluruz. Kompost yığınına katabileceğiniz birçok farklı şey vardır. Sebze ve meyve artıkları, budama artıkları,Yaprak, ağaç döküntüleri, kesilmiş çim parçaları ve hatta ölü hayvanları da bu kategoriye koyabiliriz.



 Kahve ve Çay Poşetleri

Dövülmüş kahve ve çay demi aslında permakültürde önemli bir yere sahiptir. Kompost yığınları için oldukça faydalı katkılardır. Bol miktarda fosfor ve potasyum içerirler - bitkilerdeki iki esas element olan- ayrıca solucan gübresi üretimi içinde çok faydalı bir katkıdır. Fakat dikkat edilmesi gereken husus bu artıkların 'poşetsiz' olarak yığınlara katılmasıdır. Bu poşetlerin içeriklerinde toprağınıza bulaştırmak istemediğiniz kimyasallar bulunuyor olabilir.



Limon Kabuğu ve Soğanlar

Sebze ve meyve artıkları kompost yığınındaki esas girdilerimizden olmasına rağmen iki tane istisnadan bahsetmekte fayda var: Limon kabuğu ve soğanlar. Bu girdiler kompost içerisindeki asiditeyi artırarak solucanların ve diğer organizmaların ölmesine sebebiyet verebilir, çürümenin randımanını düşürebilir.


Köpek ve Kedi Dışkısı


Bir çok tür dışkının kompost yığınlarına muazzam katkısı olduğu biliniyor. At, inek ve tavuk atıkları örneğin toprak için faydalı besin kaynağı ve organik maddedir. Fakat kedi ve köpek atıkları tavsiye edilmez, çünkü atıklarında bulunan parazitleri yiyeceğiniz bitkilere bulaştırmak istemezsiniz.  Aynı durum insan atıkları içinde geçerlidir. Eğer bu atık ürünleri kullanmak isterseniz bunları organik yığınınızdan ayırıp sadece yenmeyecek mahsülleri üretmek için kullanabilirsiniz.



Et ve Balık 


Et ve balık ürünlerini kompost yığınınıza koymamanızı tavsiye ederim. Bunun sebebi içeriklerinde bulunan zararlı elementler veya mikroorganizma aktivitesini azaltan etkiler değil fakat varlıkları civarda bulunan haşareleri  'mıknatıs' gibi kompost yığınına çekecektir. Ve bu haşereler Kompostta bulunan değerli artıklarımızı yağmalarlar.  Sıçanlar, fare ve tilkiler de bir lokma yiyecek için yığınımıza geleceklerdir. Ayrıca aynı amaçla gelecek evcil kedi ve köpekleri de hesaba katalım.


Kuşe Kağıt Dergiler


Bütün kağıt ürünlerini kompost yığınlarına katmak kulağa hoş gelen bir teklif olabilir. Zaten hepsi ağaçlardan geliyor, öyle değiller mi? Ayrıca gazete kağıdı kompost ve malç yaparken de çok kullanılan bir malzeme. Fakat inorganik içeriklerle işlenmiş kağıtlar kompost yığınları için uygun değildir. Kuşe kağıda dergiler örneğin zararlı mürekkepleri sayfalarında bulundururlar.




Plastikler

Çoğu tür plastik ürünler biyolojik olarak çürümezler. Sadece bu sebepten dolayı kompost yığınlarından uzak tutmak değil tüm hayatımızda kullanımını minimize etmemiz gereken bir malzemedir petrol türevi ürünler. Plastik atıklar gezegenimizde devasal alanlar kaplayan çöplüklerin ana sebebidir. Ayrıca Okyanustaki canlı yaşamı içinde çok ciddi bir yaşam tehdididir. Denizlerde sürüklenen plastik atıklar güneş ışığı altında parçalanmakta ve küçük toksik parçacıklar balıkların ve kabuklu hayvanların midelerine girmektedir, ve potansiyel olarak buradan insan besin zincirine katılırlar.




Meyve Etiketleri


Meyvelerin üzerinde bulunan yapışkan etiketler kompost yığınlarına en çok giren plastik içerikli materyallerdir. Bu etiketleri meyvelerinizi mutfağınıza getirdikten sonra direk ayırmakta fayda vardır. Böylelikle bunun gözünüzden kaçmasını engellemiş olursunuz.

Kömür Külü

Kömür ateşinden arta kalan küller kompost yığınından uzak tutulmalıdır. Bu atıklar aşırı derecede sülfüriktir. Bütün canlı formları gibi bitkilerde sağlıklı hücreler ve protein yapımı için biraz sülfüre ihtiyaç duyar. Lakin topraktaki aşırı miktardaki sülfür toprakta tuz oluşumlarına sebep olur, bu da bitkileri öldürebilir.

İşlenmiş Odunların Talaşı

İşlenmemiş, doğal ahşaplar kompostta faydalı bir katkı olabilir( eğer topraktaki potasyum seviyesini yükseltmek istiyorsanız bilhassa verimlidir), eğer ahşap vernikli,işlenmiş veya boyalıysa bu talaşları kompost yığınına eklemekten kaçınmanız gerekir. Bu inorganik bileşikler kompost sürecinde parçalanamayacaktır ve mikroorganizma faaliyetlerini olumsuz etkileyecektir. Ve kompost içerisinde değişmeden kalacak bu inorganik malzemeler kompostunuzun oluşum süresini geciktirecektir.

Suni Gübre

Bütün iyi permakültürcülerin bildiği gibi toprağı en iyi besleyen şey doğayla uyum içerisinde çözünen organik gübrelerdir. Yapay gübreler ise içerisindeki bir çok inorganik elementi ekosisteme sokarlar. Doğal gübrelerle besleyebilme imkanı varken besin miktarını artırma cazibesine kapılıp komposta yapay gübre katmaktan kaçınılmalıdır. Doğal yollarla sağlanmamış bir besin maddesi tanımı görürsek eğer bunun anlamı ekosistemin doğal süreçleriyle uyumlanmamış bir süreçten bahsedildiğidir. Suni gübrelerdeki ağır metaller gibi bileşikler kaçınılmaz olarak toprak altı su tabakasına eriyerek inecektir. Bu esnada diğer bileşiklerde toprağın kimyasal dengesini bozabilir, tuzluluğu, buharlaşmayı ve toprak yapısında bozunmayı artırabilir. Doğanın dengesini bozmamak için doğal besleyicilerle kompost yığınını beslemek konusunda dirayet göstermeniz gerekir.

Teneke Kutular ve Metal Objeler

Bu objeler en basitinden bozulmak için çok uzun yıllara ihtiyaç duyarlar ve kompostunuzu yıllarca beklemek istememekte en doğal hakkınızdır.

Büyük Dallar

Bahçe atıkları en birincil kompost materyallerinden biridir. Fakat bu atıkların ufak parçalar halinde olup olmadığına dikkat etmek gerekir. Büyük parçaların çürümesi çok yavaş olur. Belki biraz daha zaman ve efor harcayarak bu büyük dalları kompostunuza katmak için ufalayabilirsiniz. Bunun karşılığında zengin, değerli bir kompost ürününü kısa zamanda elde edersiniz.






















22 Mayıs 2014 Perşembe

Bahçenize Asla Dikmemeniz Gereken Sık Kullanılan 9 Ağaç


1 - Acer saccharinum (Gümüşi akcaağaç)








Büyük, hızlı büyüyen, hafif gölgeli bir ağaçtır. Geniş bir yayılım alanına sahip bu ağaç maalesef hızlı büyümesinden dolayı zayıf bir yapıya sahiptir. Kırılgan dalları şiddetli fırtınalar esnasında kırılabilir. Yüzeysel kök sistemi kanalizasyon borularını ve drenaj hatlarını ele geçirir ve araç-yaya yollarını kırmak gibi kötü bir şöhreti vardır.


2 - Fraxinus (Dişbudak ağacı)





 Birçok varyetesi bulunan dayanıklı ve güçlü bir ağaçtır. Sağlam odunundan ötürü bir çok dayanıklı ahşap malzeme üretiminde tercih edilen bir ağaçtır. Fakat bu saygıdeğer ağaç 'Agrilus planipennis' türü böcekleri kendine çektiği için uzun vadede bahçeniz için tehlikeli bir tür olabilir.

3 - Populus tremula (Titrek Kavak)





 Kavaklar kuzey yarımkürede ve yüksek kesimler orjinli ağaçlardır. Beyaz gövdeleri ve kibarca titreşen yaprakları cezbedicidir. Fakat kök sistemleri sinsice ilerler. Birçok kişi kavak diktikten sonra bu durumu farkedip amansızca bu ağaçlardan kurtulmaya çalışırlar. Fakat bu ağaç bir kere dikildimi savaş başlamıştır. Şuan dünyada yaşayan en büyük organizma 'Pando' olarak adlandırılan Colorado'daki bu türe ait kavak topluluğudur. Tek bir Kavak ağacının kök sisteminden oluşmuş bir organizmadır. 6,600 ton biyolojik kütlesi vardır ve tahmin edilen yaşı 80.000'dir. Eğer bahçenizde bu türden bir ağaç diktiyseniz sökmeniz için geç sayılmaz.


4 - Populus hybrids (Hibrid Kavaklar)



































 Hibrid Kavaklar, 2 veya daha çok kavağın birbiriyle çarpazlanması sonucu oluşmuştur. Hızlı büyüyen yapısıyla bahcenizde gözüken güzel bir ağac olabilir. Lakin Hibrid Kavaklar hastalıklara açıktır. Bahçenize davetsiz konukları getirebilir. Bu şüpheli durumu dikkate almanız gerekir. 15 yıldan fazla sağlıklı yaşamlarını sürdüremez çoğu. Resimde gördüğünüz kavakta ağacın hastalıktan muzdarip halini temsil etmektedir.

5 - Salix (Söğüt)

























 Baş aşağı sarkana ince, uzun yaprakları ve dallarıyla Rapunzel'in saçlarını andıran bir ağaçtır söğüt. En kolay tanınan ağaçlardan biridir. Fakat söğüt ağacı asabi, suyu arayan kök sistemine sahiptir. Bu yüzden drenaj borularına, kanalizasyon sistemi ve sulama borularını işgal eder. Odunu zayıftır ve gövdesi, dalları kırılmaya çok açıktır. Ayrıca kısa ömürlü ağaçlardandır, ortalama 30 sene yaşarlar.

6 - Eucalyptus (Ökaliptus ağacı)



 Avusturalya orjinli bu ağaç, hızlı büyümesiyle meşhurdur. Bazı türleri yılda 3 metreye kadar uzayabilir. Bu cezbedici kısımlarına rağmen, Okaliptusların aniden kırılan büyük, ağır ve reçine dolu dalları vardır, ayrıca yüzeysel kök yapar ve istilacı bir türdür. bu gibi kötü şöhret kazandıran özelliklerinden dolayı tercih edilmemeli. Avusturalya da bazı bölgelerde kampçılara bu ağaçların altına çadır kurmamaları konusunda uyarılar vardır. Ayrıca gösterişli gövde kabuğu yıldan yıla dökülmektedir ve bahçe bakımınıza eklemeniz gerekecek bir efor oluşturur.

7 - Morus ( Dut ağacı)



 Geniş, Yüzeysel Yapar Kok. Polenleri rahatsiz edicidir ve yapiskan, böcekleri çeken özellikte meyvalari vardir. Altinda yarattigi Yoğun gölge alanlar çimlerin gelişmesini engeller. Eğer bir ipek böceği iseniz, bu ağacı sevmek için çok sebebiniz olabilir. İpek böceklerinin ana besin kaynağı bu ağaçlardır. Eğer bir ipek üreticisi iseniz bu bitki tam size göre, eğer değilseniz bahçeniz için diğer ağaçlara bakmakta fayda var.

8 - Juglans nigra  (Adi Ceviz ağacı)




 Kuzey Amerika'ya özgü, bu tanınmış gölge ağacı kaliteli odun kaynağı olarak bilinir. Polen üretir ve çok  lezzetli meyveler verir.Güz geldiğinde temizlemeniz gerekecek bir çok meyve, kalıntı bırakır bu çürüntülere gelecek bir çok hayvanda cabası. Asıl bizi ilgilendirense bu ağacın etrafına yaydığı diğer bitkilerin gelişmesini engelleyen toksinler, bahçeniz için sıkıntı vericidir, özellikle bitki yatakları ve sebze bahçeleriniz için.

9 - Cupressocyparis leylandii (Leylandi Servisi)



 Bu hızlı büyüyen herdem yeşil ağacımız kısa sürede yarattığı yaşayan mahrem alan özelliğiyle sevilir. Fakat sağlıklı tutabilmek için sürekli bakım ve budama ihtiyacı ister. Ve hızlı büyümesinden kaynaklı sığ kök oluşturma eğilimi gösterir, bu da fırtınalı havalarda bu ağaçların devrilmesiyle sonuçlanabilir. Ağacın merkezinde biriken kurumuş yaprakları ve dal parçaları tutuşmaya müsait bir ortam yaratır. 

Orj. Metin