28 Kasım 2013 Perşembe

Arıların Kayboluşunun 4 Nedeni

Beslenme döngümüzün olmazsa olmazlarından ve ölüyorlar, peki neden?

2006 yılı gibiydi, arıcılar kovanlarını toplamaya gittiğinde, balarıların kaybolduğuyla karşılaştılar. Özellikle bunda garip olansa arılarla ilgili hiçbir izinde olmayayışıydı. Ne ölü arılar, ne arı hastalıklarına dair bir kanıt ne de olağan bir yırtıcısı ortalıkta yoktu.

Arılar sadece gitmişlerdi.

O zamandan beri,  Bilimadamları bu fenomeni bir isimle konu etti: Koloni Yıkım bozukluğu veya CCD(Colony Collapse Disorder). 2007 de, balarıcıları kolonilerinin %32 sini kaybettiler, ve o zamandan beri de bu, benzer sayılarda kayıplar gerçekleşti. Bu durumun sebebi hala tam anlamıyla anlaşılmış değil, fakat yıllar içersindeki araştırmalar bilim adamlarının bazı teoriler üretmesini sağladı.


Neden Önemli?

Arılarla ilgili tüm bu alakanın yanında , Niçin CCD'in bizi kaygılandırması gerekiyor?  Bilim adamları bu konuyla özellikle alakalılar çünkü balarıları insan besin zincirinde çok kritik bir halka. Besin mahsüllerinin, ağaçların, sebzelerin ve meyvelerin ana tozlayıcıları. Açıkçası arılar olmasaydı, dünya çapında bir besin kıtlığıyla yüzyüze kalabilirdik. Sadece Kaliforniya'da 130 besin mahsülünün üretimi arıların sayesinde sürdürülmekte.

'Yediğiniz her 3 ısırıktan biri bir tozlayıcı böceğin döllediği bitkiden gelmekte' diyor Penn Eyalet Üniversitesi Ziraat Fakültesinden  Dennis van Enhelsdorp '' ve muhtemelen bir arı tarafından tozlanmış bir bitkiden.

Peki bu neden oluyor? İşte bazı teoriler.

1. Kimyasallar ve Pestisitler

 Bugün birçok döngü göz önüne alınarak belirtilen hakim teori şu; Tarım alanlarında birçok pestisit kullanıyoruz ve onyıllarca da kullandık ve balarıları da bu pestisitleri bitkiden bitkiye gezerken vücutlarına aldılar. Ticari balarıları da ayrıca fungusitlerle vücutlarındaki zararlıları yok etmesi amacıyla ilaçlandılar.

Bazı araştırmacılar kimyasal kullanımında artık devrilme noktasına eriştiğimizi düşünüyor, arıların yıkım noktasına gelene kadar propagandalarla, hem sentetik kimyasallar hem de genetiği değiştirilmiş mahsüllerle yaşamaya zorlanması bu yıkımı sağlamakta, diğer taraftan kimyasal ve genetiği değiştirilmiş mahsüllerden uzak tutulan organik bal arıcılığı aynı katastrofik yıkımdan etkilenmiyor.

Son yapılan çalışmalarda bu teoriyi destekliyor. Amerikan Kimyasal Topluluğu'nda yayınlanan Çevresel bilim ve teknoloji makalesinde. CCD ile mısırların üstüne sıkılan insektisitler arasında bir korelasyon olduğunu buldu. Neonikotinoid bazlı insektisitler olarak adlandırılan bu zirai ilaçlar dünya üzerinde en çok kullanılan ilaçlardan çünkü bunlar direk böceklerin yıkımını sağlıyor fakat diğer hayvanlarda düşük toksititeye sahiptir. Balarıcıları da mısır ekimi ve bu insektisitin kullanımında arıların öldüğünü farkettiklerini belirttiler. 


Diğer araştırmacılar ise bunun sadece bir pestisitten kaynaklanmadığını ama birçoğunun kombinasyonunun bu yıkıma sebep olduğunu düşünüyorlar. Penn Eyalet Üniversitesinden Christopher Mullin  23 eyalette balarıcılarından örnekler aldı, ve arılarda çok geniş çeşitlilikte pestisit örneklerinin varlığını tespit etti. Ayrıcalıklı olarak tek bir pestisit belirmedi lakin bunların hepsinin öldürücülüğü yeteri kadar güçlü bir bulguydu.

Tarım Araştırmaları Servisinin raporlarına göre hala kimyasal ve pestisit kullanımının kesin sonuçları tam olarak cevaplandırılamamış. Örneğin 2008'de Almanya da Nikotinoid bazlı insektisitlerin kullanımının mısır ekiminin ardından kullanılması sonucu civardaki yüzlerce arı kolonisinin öldüğü kayıtlara alındı. Gerçekte ulaştıkları sonuç, toplu ölümlerin birçok faktörün kombinasyonundan kaynaklanabileceğiydi, hava koşullarının da içersinde olduğu, tohumları yaymak için kullanılan araç gereçlerinde dahil olduğu ve tohumları yayarken kullandıkları tohumları kaplayan ''yapıştırıcı'' olarak bilinen maddenin başarısızlığı da faktörler içindeydi.

2.Çevresel Stressörler

CCD ye sebep olan bir diğer teoriyse şudur. Çeşitli nektar/polen eksikliği, temiz suya ulaşımın kısıtlılığı ve gerçek besin değerine sahip kaynaklarının kısıtlılığı. Bu etkenlerde toplu arı ölümlerinde rol oynamaktaydı. Arıcılar büyük kamyonları kovanlarla doldurup bütün ülkeyi tozlaşma dönemlerini takip ederek gezerler. Bu yolculuklar esnasında arılar, sağlıksız yapay besin destekleriyle beslenmek zorunda bırakılırlar ve aşırı kalabalık ve havasız şartlarda geçirilen bu süreçlerde arılar yoğun stres altındadırlar. 

Banliyölerin şehir çeperlerinde genişlemesi de arıların doğal olarak yemlendiği meraların, otlakların azalmasına sebebiyet veriyor ayrıca arıları şehir içinde yaşamaya zorlamak onları temiz su ve optimal beslenme şartlarından mahrum bırakmaktadır. İnsanlar gibi arılar da yeterli beslenme ve stresten kaçınamadığı sürece bağışıklık sisteminin desteklenmesi de mümkün olamıyor. 

3. Hastalık

CCD'nin sebebleri üzerinde en çok fikir birliğine ulaşılan teori hastalık teorisidir. Bilim adamlarının dikkat çektiği nosema hastalığı bir çeşit mide bağırsak parazitidir, ayrıca akut inme virüsü ve muhtemelen kulpritler gibi diğer patojenlerde hastalıklara neden olur. Varroa maytları da Kovanlarda balarıları kolonilerinin yıkımına sebep olur fakat hala tek basına toplu arı ölümlerine sebep olup olmadığı belirsiz.


Bazı araştırmalar birçok patojenin arıları etkilediğini ama geçmişte bunun yeterince incelenmediğini söylüyor bu yüzden bu alandaki çalışmalar hala yeni ve devam etmekte olan araştırmalar. Bir başka teoride küresel ısınmanın mayt, pire, virus ve mantarlar gibi arı kolonilerine zarar veren formların büyüme hızı oranını artırdığı üzerine.

4.Radyasyon

Acaba arılar baz istasyonlarından yayılan elektromanyetik radyasyona hassas canlılar mı? Bazı iddaalara göre baz istasyonlarından yayılan radyasyon, arıların yön bulma kabiliyetlerini etkiliyor. Almanya Landau Üniversitesindeki ufak bir çalışma arıların kovanlarının yanına konan bir cep telefonunun bile arıların kovanlarına ulaşma konusunda sorun çıkardığını tespit etti. Bulgular gösteriyor ki bu alanda daha çok araştırmaya ihtiyaç var, çünkü arıların radyasyondan nasıl etkilendiği hala bilinmeyen bir konu.




Biz Şimdi Neredeyiz?

Bütün konuyla alakalı durumlara rağmen, bilimadamları hala CCD ye neyin sebep olduğu konusunda kesin delillere ulaşamadı. Ağır basan genel teori bir tane sebebin olmadıği fakat arı populasyonunu tehdit eden bütün bu etkenlerin oluşturduğu bir bütün problemin varlığıdır.

USDA arı labratuarından takım lideri Jeff Pettis,' açıkçası ilk inandığımız gerekçelerden çok daha karmaşık bir durum söz konusu, ilk başlarda tek bir virutik patojenin sebeb olduğu düşüncesindeydik ki hala bu fikri tamamen konu dışı etmedik, bütün bunlara neden olan tek bir ajan, arı populasyonlarında yayılan bir patojen varlığı bulmayı bekledik ve bunu bulup konuyu kapatabileceğimizi varsaydık'.

Tarımsal Araştırmalar Servisine göre, ' Çalışmalarımız sonucu tek bir açıklama yapmamız gerekirse, çevresel stres faktörlerinin bu ölüm sarmalında kolonileri beklenmedik bir şekilde zayıf düşürüyor olabileceğidir, koloniler ek olarak patojen, parazit ve/veya pestisitlere maruz kalınca yıkımın gerçekleştiği üzerinedir.'' 





14 Kasım 2013 Perşembe

Nasıl Kendi Yağmur Bahçemizi Yapabiliriz?



Yağış birikintisi, bahçelerde güzel ve pratik çözümler yaratabilir.

Yağmur bahçeleri birazcık yanlış bir adlandırma. Kulağa su basmış bir bataklık, bir su bahçesi gibi gelebilir, aslında hafifçe çukurlaşmış ve yüzeydeki su birikintilerini toplamak için tasarlanmış bahçeler diyebiliriz. Yağmur bahçeleri alanınızdaki erozyonu azaltabilir. Bahçenizdeki gübreler, pestisitler ve organik kirleticiler,  çim parçacıkları gibi partikülleri kendi bölgesine çeker; aksi takdirde yüzey drenajıyla akan organik içerikli su, derelere ve akıntılara karışır ve alg patlamasına sebebiyet verebilir bu da balık ve diğer hayvanların yaşamını tehdit eder. Yağmur bahçeleri suyu kendi alanına çekerek kirleticilerin bitki kökleriyle kaldırılması ve organik parçaların bitki yatağında tutulmasını sağlar. Bir kere bu bitki yatağına girmiş kirleticiler ve artıklar, mikro-organizmalar vasıtasıyla sindirilir ve nötralize edilirler.

Bir Yağmur bahçesi dileğinize göre basitte olabilir, ince düşünülmüşte. Ve bir günden kısa sürede hazırlamakta mümkün. Şöyle düşünün: Eğer herkes bahçesine bir yağmur bahçesi kursaydı,  komşularınızdan ve çevreden gelen sel ve aşırı yağış sularıyla taşınan kirlilik büyük ölçüde düşürülürdü.





Alanınızı dikkatlice seçin

Eğer bahçenizde yağmur sularının sebep olduğu bir erozyon veya göllenme farkettiyseniz, muhtemelen alanınıza bir yağmur bahçesi kurabilirsiniz. Bahçenizde maksimum yağmur suyunun akıp gittiği ve nasıl ve nereye akıp gittiğini tespit edin. Çatınıza gelen yağmur suyunun ve diğer sert zeminlerinize gelen suyun alanınızda nasıl hareket ettiğine bakın. Bahçenize su girdi, örneğin, komşunuzun alanından. Çatısından veya sert zeminlerinden akıp gelen su bahçenizin neresine doğru akıyor? Bu verilere göre bahçenizdeki yağmur bahçenizi kurun. Şunu unutmayalım, asla bütün yağmur sularını toplayamazsınız ama girişim elbette hiç yoktan iyidir.

Yağmur bahçenizi evinizin temelinden en az 3 metre ileri kurun, temele gelebilecek sızıntıyı engellemek için. Eğer  bahçenizde rögar veya kanalizasyon bağlantısı varsa yağmur bahçenizin bundan ne kadar uzak olması gerektiğini yerel yönetim tüzüklerinden araştırın. Uygun alanı bulduğunuz zaman, bir suyu süzme testi yapın. Bu alana 20 cm çapında ve bir ayak derinliğinde bir daire kazın ve içini suyla doldurun. Eğer 48 saatten daha az bir süre içinde drene oluyorsa burası uygun bir alandır. Eğer değilse başka bir alana ihtiyaç duyarız.

Yağmur bahçesi konumu: Yapıya uzaklık ve yağmur suyu drenaj sistemine uygunluk önemli                    


Yağmur bahçesi anatomisi

Yağmur sularını yakalamak için özel bir ekipmana veya profesyonel desteğe ihtiyacınız yoktur.  Fakat yağmur bahçeleri de diğer bahçeler gibi bakıma ihtiyaç duyarlar: Kuru dönemde sulanmalı, rutin budamaları ve kurumuş çiçek, yaprakları kopartılmalı ve her sene malç serpme yapılmalı ki, besin sağlanımı ve yabani otların bastırılması gibi ihtiyaçlar karşılanabilsin. Arazi eğimliyse küçük hendeklerle veya küçük taşlardan yapılmış bir setle suyun alana hızlı girişi ve tutulması sağlanmalı, 10-20 cmlik bir yağmur bahçesi yatağı suyun tutumu ve bitki köklenmesi için muazzam bir alandır, eğer toprak killiyse bu derinlik en fazla 10 cm olmalı ki, bitkinin kökleri yatakta birikerek çürüme gerçekleşmesin. Yatak toprağı gevşek materyaller içermeli ve kesinlikle kompostla desteklenmeli bu sayede suyun filtrelenmesi (killi topraklarda) ve tutumu (süzek kumlu topraklarda) sağlanır, %25lik bir kompost oranı bizim için yeterli karışımı sağlar. Alanda istilacı türleri kullanmaktan kaçınalım ve bitkileri seçerken yoğun su dönemlerinde ve kurak dönemlerde nasıl tepkiler vereceğini bildiğimiz, optimum türleri kullanalım. Odunsu bitkiler kullanmakta ileriki yıllar için  bahçe verimliliği ve sürdürülebilirliği için önem teşkil eder. Ve şimdi bu potansiyel sahibi pozitif itkiyle neden hala duruyorsun ki? Çık dışarı, ve kendi muazzam yağmur bahçenin alanını aramaya başla!





İllustrasyonlar: Beverley Colgan

30 Ekim 2013 Çarşamba

Bahçeniz İçin İdeal Toprak Hazırlama Tüyoları




Öncelikle bahçe toprağınıza ilk yapmanız gereken şey bir toprak testidir. Toprak analizi sonuçları, toprağa pH'ını düzenlemek için ne eklemeniz gerektiğini ve eksik besin maddelerinin koyulması sonucunu verir. 



Organik materyalce zengin toprak bitki yetiştirmek için en iyi ortamdır. Bahçe işleri sezonunun başında toprakla kompostu karıştırmak iyi bir bahcivanlık pratiğidir. Toprağın fiziksel durumunu düzeltir, daha iyi drene eder, nem kaybını öner ve  havalandırmayı da düzenler.  Kompostla zenginleştirilmiş toprak bitki besin maddeleri içerir ve kompost gübre görevi görür.




Özel bitki gereksinimleri için bazı ek besin maddeleri, gübreler ve katkı maddeleri koymanız gerekebilir. İç mekan için ayrıca dış mekan içinde yarasa ve guano**  gübresi hızlı ve yavaş salınım bitki besini sağlar. Kemik tozunda da yüksek miktarda fosfat bulunur ve soğanlı bitkiler ve kök sebzeler için faydalıdır. Kan tozu nitrojence zengin hayvan kanıdır ve yeşil yapraklı bitkileri hacimlendirir. Ayrıca sıçanların, sincap ve geyikleri kontrol altında tutmaya yardımcı olur. Pamuktohumu artığı yüksek nitrojen içerir, yavaş salınımlı bir gübredir ayrıca toprağa organik madde katkısı da yapar. 

Üst toprağı sererken önlem olarak toprağa Mısır gluteni* serpebilirsiniz. Ayrık otunun ve diğer küçük yabani otlarının kontrolu için.Bu preparatı tohumlar filiz verirken eklemelisiniz. topraktaki çürüntülerden nitrojen çıkmasını sağlayacaktır. Müshil olarak kullanılan İngiliz tuzu(Epsom salt)  da
magnezyum sülfattır- magnesyum ve sülfür de iyi çözücülerdir. Magnezyum bitkinin klorofil üretimi için ana maddedir, bitkinin bol yapraklı ve yeşil olmasını sağlar. Tohumların filizlenmesine yardımcı olur ve fosfor ve nitrojen alımını artırır.

balık bulamacı, tozu ve artığı da birçok yavaş salınımlı mikrobesin maddesi içerir. Akuatik bitki ürünleri deniz minerallerince zengindir ve iz elementler, aminoasitler, vitaminler ve hormonlar içerir.  Bunlar iç mekan bitkileri, ev bitkileri, dış mekan bitkileri , filizler ve yerinden başka bir yere taşınmış (şaşırtılmış) bitkiler için iyidirler.

Milorganite, biyolojik katı atıkların yüksek ısıda dezenfekte edilmesiyle ortaya çıkan bir gübredir. Nitrojen, potasyum ve fosfor kaynağıdır. Üst toprakta kullanılırsa tavşanları, sincapları ve geyikleri bitki tarhınızdan uzak tutar. Bu katkıyı kök sebze ekili alanlarda kullanmamakta fayda vardır. İçeriğindeki ağır metaller, patojenler ve tuzlar, kök sebzelerce emilir çünkü.

Mikoriza bitki kök hücreleriyle birlikte çalışan faydalı bir mantardır, besin maddesi ve nem sağlamada bitki için kritik öneme sahiptir.   Osmocote yavaş salınımlı reçine içerikli gübre olarak kullanılır.

Birçok bahçeci bahçesinde oduntalaşı ve odun parçacıkları kullanmayı tercih eder fakat odun talaşı çürüntüsü  sadece çimlere ve bahçenin yüzeyine serpilmelidir. Odun külleri fosfor ve potasyum içerir fakat alkalidir bu yüzden acidik ortam seven bitkilerin etrafında kullanmaktan kaçınılmalıdır.(Açelya gibi)

Kırmızı solucanlar, kırmızı solucan toplulukları oluşturur ve bu toprağın su tutma kapasitesini çok artırır. Besin katkılı su toprağa verildiğinde bu ortamda besin verimli tutulur ve peyzaj , ev bitkileri açısından çok faydalıdır. 




Şunu her zaman göz önüne almalıyız; bahçemizin toprağını ekim-dikimden önce hazırlamak daha sonra yapılacak çalışmalar için bize enerji ve zaman kazancı olarak geri göner.



*mısır gluteni: Mısır lifi, mısır şurubu,arındırılmış yağlar ve protein ihtiva eden bir karışıma sahiptir. Pek çok rasyonla uyumludur ve iyi bir sindirilebilirliği vardır. 
Hedef bitkiler öncelikle küçük numaralı seribaşı yıllık ve çok yıllık otlar içerir. Çimenler içinde en sık kullanılır, sıra bahçeler ve alanlara uygulanabilir.
Mısır gluteni (10-0-0 NPK değer) bir organik azot kaynağı olarak zamanla parçalanır.

CGM Proteinler, bitki öldürme, yeni çimlenmiş tohum kök oluşumunu engellerler. Uygulamalar, CGM, mevcut ve tohum çimlenme kadar etkili olacak şekilde zamanlanmış olmalıdır.



**guano: Esasen penguen ya da karabatak gibi deniz kuşlarının dışkılarından oluşan bir madde. 19. YY.da tarımda çok popüler olan bir gübredir.
Kökeninin doğal ve organik olmasına rağmen tarımsal üretimde kullanılan ilk yapay gübrelerden kabul edilir. 1840'tan sonra Justus Von Liebig'in teşvikleri ile kesin olarak kullanıma geçmiştir. 



29 Ekim 2013 Salı

Yükseltilmiş Bitki Tarhlarının Faydaları


Eğer kırsalda/banliyölerde yaşıyorsanız ve bahçe yapmak için geniş bir alanınız varsa, size adamakıllı bir tavsiye, yükseltilmiş sebze yatakları yapın. Çünkü uygulaması, bakımı kolay, özellikle bahçenizdeki alan kısıtlıysa bunu öneriyorum. Aynı zamanda eğer bahçecilikte yeniyseniz veya bahçenize vereceğiniz zamanınız kısıtlıysa.


Bu makale de yükseltilmiş yatakların faydalarından bahsedeceğim ve umuyorum bahçecilikte yeni ve hevesli olanları cesaretlendirebilirim. Aşağıdaki resimde tipik bir yükseltimiş bitki yatağı görüyorsunuz.




Neden daha kolay?      

  • Toprak gevşektir. Genelde nizami bahçelerde toprak, yataktaki toprağa göre daha sıkı ve sıkışıktır bu yüzden bahçeyi çapalama ve kazma işlemler oldukça zordur, fakat yükseltilmiş yataklar içine kompost karışımını dökersiniz. Bu da tohum ekiminizi oldukça kolaylaştırır.
  • Ergonomiktir. Tipik bir yükseltilmiş yatak ortalama 45-50 cm civarıdır bu sayede yatak üzerinde çalışırken kenarına tabureye oturduğunuz gibi oturabilirsiniz bu saye de bel/arka ağrılarına neden olmazsınız.
  • Daha az yabani ot türer. Bazı insanlar yabani otların bahçesinde türemesini sever, fakat bu eğer çok boş vaktiniz yoksa büyük bir probleme sebebiyet verebilir. Neyse ki, kendi kompost karışımınızı ( %80 kompost, %20 toprak) kullandığınızda, nizami bahçenizdeki gibi bir yabani ot problemiyle karşılaşmazsınız. 
  • Daha az böcek zararlısı. Yükseltilmiş yataklarınıza elbet böcekler uğrayacaktır, fakat  yatağın altına kemirgenlerin geçişini engellemek için telden bir ağ çekebilirsiniz.

                                                         Neden daha iyi?

  • Daha uzun yetiştirme sezonları.  Toprak, yastığınızdaki komposttan daha az koyudur ve zeminden yükseltilmiş yatak daha çabuk ısınır( koyu renk güneş ışınlarını daha çok çeker). Bu da size sebze yetiştirmek için daha çok zaman olarak geri döner.
  • Düzgün olmayan yüzelerde çalışmak. Eğer bahçenizde bir eğim varsa, bahçenizi oraya yapmanız zor olabilir çünkü tohumlarınız ve bitkileriniz yağmurlar ve sulama şeklinizle sürüklenecektir. Oraya yükseltilmiş bir yastık koymadıkça oradan verim beklemek zaman kaybıdır. Eğime uygulanacak yatağın bir yüzünü diğerinden daha uzun yaparsanız düz bir yüzey elde edebilirsiniz.
  • Daha iyi drenaj. Eğer bahçeniz, çok yağmur yağan bir yerdeyse toprak suya doygun halde olacaktır ve bu da kök çürümesi, mantar hastalıklarına sebebiyet verir. Fakat yükseltilmiş yataklarda su çok çabuk ve kolayca drene olur. 
  • Daha iyi hasat. Yükseltilmiş bir yatakta, birbirine daha yakın olarak sebzelerinizi ekebilirsiniz çünkü gevşek olan toprakta kökler daha derinlere rahatlıkla inebilir. Bütün bu şartları bir araya getirince; daha uzun yetiştirme süresi ve daha iyi drenaj, alanınızın her metrekaresinde nizami bir bahçeye göre daha fazla hasat aldığınızı göreceksiniz.

25 Ekim 2013 Cuma

Ayıların Da Otoyol Üstgeçitlerine İhtiyacı Vardır.







1980'lerden itibaren Banff Milli Parkı'ndan geçen Trans-Kanada otobanında onlarca alt ve üst geçitler yapıldı. 4 şeritli yolun altından geçen tüneller ne bir kaldırıma ne de bir patikaya bağlandı. Ve turistler için dağıtılan hiç bir gezi haritasında da bu bağlantılar gösterilmedi. 17 yıldır parkta çalışan vahşi yaşam biyologu Tony Clevenger bu durumu '' Biz vahşi hayvanların reklamını yapmıyoruz'' diyerek özetliyor.



Tipik yaya altyapısı gibi yaklaşılmış olaya: otoyolun altından geçen elliptik ve kutumsu beton menfezler insan geçişine de uygun yükseklikte hazırlanmış ama aslında bütün bu otoyol mühendisliği parkta yaşayan ayıların faydasına yapılmış. Ve tabii Pumaların, kurtların ve elk geyiklerinin de. 

Clevenger, parkın kuzey-güney aksının, hayvanların geçiş koridoru olduğundan fakat doğu-batı hattının araçlar için bölündüğünden bahsediyor. Park, Vancouver ve Calgary arasındaki Kanada kayalıkları denilen alanda bulunuyor. 


Banff 'te bulunan en büyük üst geçitlerden biri.
Parkın içindeki otoban hız limiti saatte 90 km. Parkın dışında ise 110 km yani çoğu insanın otobandaki ortalama hızı. Otoban, dünyadaki en uzun döşeme taşlarla yapılan yollardan birisi, ve Kanada içinde hayati artelerden birisi durumunda. Ortalama bir yaz gününde, 25.000-30.000 civari araç bu yolu kullanmakta genellikle park ziyaretçileri ve uzun yol sürücülerinin kullanımında, her 3 saniyede bir araç geçişine denk gelen bir durum söz konusu. Açıkçası boz ayıların yaşama şansı için yeterli bir yoğunluk bahsedilen.

Ayrıca bu geçişlerin insan güvenliği içinde hayati önemi bulunmakta, 500 kiloluk bir elk geyiğine çarpma her daim mümkün, her 15 km de bir ortalama 100 tane geyik bağlantılı araç kazası bulunmakta. Clevenger'' Park yönetimi öyle ya da böyle şunu farketti, İnsan ölümlü kazalar olabilirdi, ve bunun hesabı pekala mahkemede onlardan sorulabilirdi.''


Fakat yıllar içersinde bu geçitlere karşı olan kişiler, karayolu plancıları hatta bazı çevrecilerde dahi homurdanmalar başlamıştı. Vergi ödeyenlerin parasının Ayılar için yapılacak üst geçitlere gitmesi, bu gerçekten bir gereklilik miydi? başka şekillerde geçemez miydiler? Araştırmacılar metodik olarak 1996 yılından beri geçitlerin olayı üzerine çalışıyorlar. Ve durum şuna dönüyor, Hayvanlar yoldaki çitlerin caydırıcılığıyla da yeri geldiğinde 70 km'ye varan mesafeleri yürüyüp bu geçitleri kullanıyorlar. Aynen analitik düşünen bir yayanın yapacağı gibi. Yeni bir geçit yapıldığında buna adaptasyon biraz zaman alıyor, geyikler ve vahşi eşekler için bu süre 4-5 yıl civarı, büyük karnivorlarda ise bu süre 5-7 yıl civarında gerçekleşiyor.

altgeçiti kullanan bir puma
'Her yıl 10-11 tür büyük memelinin, binlerce ve binlerce kez geçiş yaptığını ispatlayabiliriz,' diyor Clevenger. 'Buradan yavrularıyla  geçen yetişkin domuzlar, yavrularıyla geçen yetişkin pumalar var. Bunu yaptığımız takiplerden, izlemelerden biliyoruz.' Fakat işte burada bazı eleştirilerde boy göstermeye başlıyor, ulaştırma yetkililerin dile getirdiği gibi '' evet her zaman girip çıkan aynı siyah erkek ayı gibi mi?.'

Bu tavrı göz önüne alan Clevenger ve iş arkadaşları Montana State Universitesi Batı Ulaşım Enstitüsü, 3 yıllık DNA çalışmaları sonucu tünellerden ve etrafından yaklaşık 10.000 adet ve de alan istilacı olmayan  ayılardan alınan kıl örneğini inceledi. Sonuçlar oldukça şaşırtıcıydı. Sadece siyah ve boz ayının farkını ortaya çıkartmak değil, her bir bireyin yaşını, cinsiyetini ve dahi aynı familyadan olan ayıların akrabalık durumlarını gösteriyordu.



Bir boz ayı ailesi




Çalışmalar gösteriyordu ki ayıların %20'si geçitleri kullanıyorlar. Bu ayılar geceleri trafik azaldığında  yol üstünde karşıdan karşıya geçmiyorlar. Yani bu altyapının aslında araç sürücülerini korumaktan başka bir çok görevi var. Clevenger'' Ölçümlerin hafifletici etkileriyle, bağlantıların etkisinin daha da kuvvetlendiği söylenebilir, hatta Otoyol hiç orada değilmiş gibi tünel bağlantıları düzgün çalışıyor.''


Genç bir amerikan geyiği
Çalışmaların ilerlemesiyle, bilim adamları farklı türler üzerinde mühendislik performanslarındaki ilginç şeyleri de inceleme şansına erişti. Boz ayılar örneğin üst geçitleri tercih ediyor. Kara ayılar ise alt geçitleri. Clevenger, bu davranışların doğal çevrelerindeki davranışlarının bir yansıması olduğundan şüphelendiğini belirtiyor. Kara ayılar kapalı ormanda evrilmekte, boz ayılar ise açık habitatlarda.



Bu tip bilgiler ulaştırma mühendisliği el kitabında bulunmaz fakat şu bilinmelidir ki hayvanlar bir çeşit doğal hayattaki yayalardır. Eğer hala bu çalışmaların, yatırım değeri açısından şüpheleriniz varsa belki bu fikrinizi değiştirmeye yardımcı olur; Bir amerikan geyiğinin aracınıza çarpması sonucu oluşacak ortalama kaza masrafları: Hastane faturaları, iş kaybı ve mal zararı yaklaşık olarak 30.000 $. İşte araştırmaların  ayırıcı kısmı da budur.

Eğer hala sizin için yeterli değilse veya sadece bu hayvanları eylem halinde görmek istiyorsanız- bu  küçük muhteşem 22 dklik videoyu izlemenizi öneriririm. Geçitlerin park için önemi, iklim değişiminin doğal yaşam hayatını karmakarışık bir hale cevirdiği bir dönemde hemde. Yazıda kullanılan bütün resimler Highway Wilding (Yabani otoban) filminden alınmıştır. Trailer aşağıda:



Highway Wilding Trailer


Orjinal metin